Yazmayalı oldukça uzun olmuş. Bilgisayarım bozuktu, halen bozuk aslında ama yeni bir oyuncağım daha olduğu için yazabiliyorum. İşallah emektar download canavarımı da yarın tamir edeceğim :)
Thursday, December 28, 2006
Monday, December 18, 2006
Arzunun Kayıp Nesnesi
Tıklayın hele, cildiniz güzelleşecek.
Malesef bu sayfaya en çok Rc mezunları gülecek, yine de oldukça başarılı.
Şükrü'ye teşekkürler sevgiler :D
Posted by
Atakan
at
8:52 PM
1 comments
Saturday, December 16, 2006
DikilitaşFest '06. - Vol II
Cumartesi'yi kapattıktan sonra binlerce yıldır olduğu gibi, Pazar günüyle uyandık. Uyandığımızda evde 9 veya 10 kişiydik, orasını tam hatırlamamakla beraber, Cookies'e gidip 50 ytl toplamında kahvaltı malzemesi alıp eve dönüyor olmamızdan anlaşıldığı üzere hepimiz oldukça açtık. Kahvaltı faslı mı desem, erası mı desem bilemedim; bittiğinde insanlar yavaştan kaçmaya başladı. Kadro ufaldığında ise artık Bloody Sunday izleyip İngiliz'lere uyuz olma vakti çoktan gelmişti.
Bu film için paragraf açma ihtiyacı duyuyorum. Bloody Sunday denilen olay 30 Ocak 1972 tarihinde Kuzey İrlanda'nın Derry kentinde cereyan etmiştir. 26 adet kişi (mevcut insan haklarını protesto eden) İngiliz Paraşütlü Birlikleri tarafından vuruldu. Normalde plastik mermi kullanılması gereken bu durumda, gerçek mermiler kullanılarak silahsız sivillerin vurulması ve bu sivillerin silahsız olması dönemdeki düşmanlığın ne boyutta olduğunu ve İngiliz Hükümeti'nin aslında ne kadar çaresiz bir durumda olduğunun da açık bir göstergesi.
Ölenlerin listesine bakıldığında ise özellikle yaşları çok şeyi anlatmakta. (Bunları wikipedia'dan kopyalıyorum)
* John (Jackie) Duddy (17). Shot in the chest in the car park of Rossville flats. Four witnesses stated Duddy was unarmed and running away from the paratroopers when he was killed. Three of them saw a soldier take deliberate aim at the youth as he ran.
* Patrick Joseph Doherty (31). Shot from behind while crawling to safety in the forecourt of Rossville flats. Doherty was the subject of a series of photographs, taken before and after he died by French journalist Gilles Peress. Despite the evidence of "Soldier F" that he fired at a man holding and firing a pistol, Widgery acknowledged that the photographs showed Doherty was unarmed, and that forensic tests on his hands for gunshot residue proved negative.
* Bernard McGuigan (41). Shot in the back of the head when he went to help Patrick Doherty. He had been waving a white handkerchief at the soldiers to indicate his peaceful intentions.
* Hugh Pious Gilmore (17). Shot in the chest as he ran from the paratroopers on Rossville Street. Widgery acknowledged that a photograph taken seconds after Gilmore was hit corroborated witness reports that he was unarmed, and that tests for gunshot residue were negative.
* Kevin McElhinney (17). Shot from behind while crawling to safety at the front entrance of the Rossville Flats. Two witnesses stated McElhinney was unarmed.
* Michael G. Kelly (17). Shot in the stomach while standing near the rubble barricade in front of Rossville Flats. Widgery accepted that Kelly was unarmed.
* John Pius Young (17). Shot in the head while standing at the rubble barricade. Two witnesses stated Young was unarmed.
* William Noel Nash (19). Shot in the chest near the barricade. Witnesses stated Nash was unarmed and going to the aid of another when killed.
* Michael M. McDaid (20). Shot in the face at the barricade as he was walking away from the paratroopers. The trajectory of the bullet indicated he was killed by soldiers positioned on the Derry Walls.
* James Joseph Wray (22). Wounded then shot again at close range while lying on the ground. Witnesses who were not called to the Widgery Tribunal stated that Wray was calling that he was unable to move his legs before he was shot the second time.
* Gerald Donaghy (17). Shot in the stomach while running to safety between Glenfada Park and Abbey Park. Donaghy was brought to a nearby house by bystanders where he was examined by a doctor. His pockets were turned out in an effort to identify him. A later police photograph of Donaghy's corpse showed nail bombs in his pockets. Neither those who searched his pockets in the house nor the British army medical officer (Soldier 138) who pronounced his death shortly afterwards say they saw any bombs. Donaghy had been a member of Fianna Éireann, an IRA-linked Republican youth movement. Paddy Ward, who gave evidence at the Saville Inquiry, claimed that he had given two nail bombs to Donaghy several hours before he was shot dead [1].
* Gerald (James) McKinney (34). Shot just after Gerald Donaghy. Witnesses stated that McKinney had been running behind Donaghy, and he stopped and held up his arms, shouting "Please Don't shoot!", when he saw Donaghy fall. He was then shot in the chest.
* William A. McKinney (27). Shot from behind as he attempted to aid Gerald McKinney (no relation). He had left cover to try to help the older man.
* John Johnston (59). Shot on William Street 15 minutes before the rest of the shooting started. Johnson died of his wounds 4½ months later, the only one not to die immediately or soon after being shot.
Konu hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak isteyenler http://en.wikipedia.org/wiki/Bloody_Sunday_%281972%29 adresini ziyaret edebilir.
Bloody Sunday'den DikilitaşFest'e dönmek gerekiyor artık sanırım.
Pazar gününün temelinde film izleyip leşlenmek vardı açıkçası. Arabayı taksime bıraktım bir de ek olarak. Dönüşü de 559c ile yaparak hayatın gerçeğini bir kere daha yaşamış oldum :)
Daha sonra Victoria's Secret Show izlerken tahrik olmayan bir şahsın bir başka şahıs ile dolmaları bitirme çabasının içerisinde buldum kendimi. Bu esnada Nerd Test, Geek Test, Stupid Test derken haydi artık bize gidelim Fest devam etsin diye haykırdım adeta.
Eve döndüğümüzde ise artık pazar günkü maçların da bitmesiyle birlikte tv'deki mantıksız futbol programlarını izlemeye başlayabilirdik. Evdeki tek dişi olmasına rağmen bize bu konuda laf etmekte çekince görmeyen şahsın başına geleceklerini tahmin etmek o saniye içerisinde mümkün değildi. Ama şu bilinsin ki telegol vb. programlara dil uzatmak öyle kolay değildir, çarpar adamı.
Kanada'da ismini vermek istemediğim bir okulda okuyan fakat şu anda İstanbul'da bulunan kişinin eve tekila sokmasıyla birlikte evde bulunan Telegol Düşmanı, Tembel Şahıs ve Fitness Şahıs bu duruma oldukça sevinerek kendilerini shot atmaya adadılar. Bu esnada exchange şahıs ile ben daha sakin bir şekilde günlük yaşamımızı sürdürmekte kararlıydık. Kararlılığımız ise gecenin sonuna kadar bozulmadı.
Gecenin sonuna gelindiğinde, tek ortak durum herkesin yorgun olarak uyumasıydı. Onun dışında herkes ayrı tellerdeydi.
Pazartesi çok yakında burada olacak :)
Posted by
Atakan
at
10:54 AM
1 comments
Friday, December 15, 2006
ohne dich
und die Vögel singen nicht mehr
Ohne dich kann ich nicht sein,
ohne dich,
mit dir bin ich auch allein,
ohne dich,
ohne dich zähl' ich die Stunden,
ohne dich,
mit dir stehen die Sekunden,
lohnen nicht.
Posted by
Atakan
at
11:45 PM
0
comments
fırtına
yalnız, anlamamak, umutlu, belirsiz, akıntı, batmak, kaçmak, korkmak, bilmemek, hatırlamak, üzülmek, isyan etmek, susmak, kabullenmek, bastırılmak, dolmak, karanlık, sessizlik, huzur, özlem, değişim, çaresizlik, inanç, çıkış, tünel, yankılanma, ... , yalnız.
Posted by
Atakan
at
8:34 PM
0
comments
Thursday, December 14, 2006
Dikilitaşfest - 120 saat eğlence!
Artık neyi hangi gün yaptık tam olarak hatırlamak mümkün olmasa da, en iyi hatırladığım şey cumartesi gününden bu yana fazlaca gülüp eğlendiğimdir herhalde. 2-1 galibiyetle sonuçlanan Beşiktaş - Kayserispor maçından sonra hız kesmeden eve doğru gidiş ve kısa rötarlar sonrasında evde toplanılmasıyla başlayan, ve şu saniyelerde bulaşıkları da makineye atıp, atmayı unuttuklarımı da elle üstünkörü yıkayarak son bulmakta olan güzel zamanlar topluluğu... Dikilitaşfest. (Çok dramatize ettim hehe)
Cumartesi gecesine Binboa sponsorluğunda başlayan eğlence, şen muhabbet ve efe rakı'nın sertliğine dayanamayan gençler damgasını vurdu. Vakit geçtikte Doktor Oetker (Oe=Ö) sponsorluğunda yapmış olduğumuz puding özellikle dansetmekten yorgun düşen gençlere doping etkisi yarattı. Öyle ilgi gördü ki ertesi gün bile hala buzdolabında 2 tane bekledi. Pazartesi günü benim onları yememle birlikte maceraları da son buldu. Az ama öz yaşamak bu olsa gerek.
Cumartesi gecesine damga vuran bir diğer olay da yumurtalarla mahallemize asfalt çekmiş olan iş makinasına saldırmam, fakat camdan düşmekten korkmamdan ötürü hiçbirini vuramamam. Özellikle satanist işaretli özel hazırlanmış yumurtanın da hedefi bulamaması ve yumurtanın tanesinin 25 YKR olduğunu öğrenmem bu eylemi daha fazla sürdürmemem yönünde önemli bir işaret oldu.
Pazar ve sonrası yakında yayınlanacak :)
Posted by
Atakan
at
1:41 PM
1 comments
Dikilitaşfest '06.
Bugün 5. ve son gün.
Mevcut kişiler:
Cem
Can
Ben
Ender
Serhat
Yapılmak üzere olan eylem:
Risk
Detaylar yarın :)
Posted by
Atakan
at
12:22 AM
1 comments
Wednesday, December 13, 2006
Monday, December 11, 2006
Pzt demek santra demek, ama izlemiyoruz.
Türk toplum yapısını ve arkadaş çevremi yakından ilgilendirmediğinden emin olmamla beraber, benim de pek umrumda olmadığını farkettiğim bir programı başlık yapıyor olmam umursamama durumuyla biraz çelişse de, ilk cümle yazmanın zor olduğu gerçeği sonucu yaptığım saçmalık başarılı oluyor ve ilk cümlem sona eriyor.
Bezdim ama ben ya gene, yazamayacağım galiba. Yazalım ya da başlamışsın o kadar okumaya. Bu arada yada mı ya da mı yazılmalı bilenleri konuyu açıklığa kavuşturmaya davet ediyorum.
Yarın mukavemet sınavı olmasına rağmen hiçbir şey yapmadım çünkü aslında yarın mukavemet sınavım yok. Burdan da kelime oyunlarım hakkında bir kısa gösterimde bulunmuş oldum. Evet sınava girmeyeceğim, öbür hasta giriyorum onun yerine. Hasta diil hafta olacak bu arada.
Annemlerin ingilterede olması sebebiylen evimiz panayır yerine dönmüş durumda. Gün boyu süren "lite" eğlenceler geceleri çılgın içki partilerine dönüşüyor (oha) ve ortada dönen muhabbet hayatımıza renk üzerine renk katıyor. Tabi ki abartı payımı düşmeniz gerekiyor gerçeğe ulaşabilmek için, onu da söylemeden edemeyeceğim.
Partilerimiz tüm hızıyla devam edecek. Yannız Hüseyin Abi çok içme dedi, yoksa göbek erimezmiş. Buradan da spora başladığıma yönelik işareti yollayıp, tartılıp 70 kilo çıktığımı, hatta doğanın da 73,5 kilo çıkmış olduğunu söylemeden edemeyeceğim.
Hadi görüşmek üzere
Posted by
Atakan
at
11:10 PM
0
comments
Saturday, December 09, 2006
No Surprises
A heart that's full up like a landfill
A job that slowly kills you
Bruises that won't heal
You look so tired and unhappy
Bring down the government
They don't they don't speak for us
I'll take the quiet life
A handshake full of carbon monoxide
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises
Silent
Silent
This is my final fit
My final bellyache with
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises, please
Such a pretty house
Such a pretty garden
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises
No alarms and no surprises, please.
Posted by
Atakan
at
10:50 AM
0
comments
Friday, December 08, 2006
Cts - Kayseri Maçı Öncesi Protesto
WK 'dan alıntıdır:
1- Cumartesi gunu saat 15.00-16.00 da kazan birahanesinin orda bulusalim...
2- Siyah forma veya mont giyerek gelelim. Herkes atkisini da getirsin yaninda...
3- Herkes getirebildigi kadar, alabildigi kadar tuhafiyecilerden siyah genis kurdela alsin...
4- Kazanin onunden tezahuratlar ile Seref Bey stadina kadar yuruyelim, Numarali tribun basin girisinin onune kadar gidip orda tezahuratlara devam edelim...
5- Tribunlere girdikten sonra kurdelalari tribun onlerindeki saha ile tribunleri ayiran demirlere baglayalim...
6- Bes dakika boyunca susup, ardindan gok gurultusu ile baslayacak yogun bir tezahurat ile ilk once tepki verelim, arkasindan Takima destek olmaya devam edelim...
7- Bir adet eski pusku TV getirip siyah bant ve kurdela ile baglanip basin girisine birakilacak...
Posted by
Atakan
at
7:05 PM
0
comments
Sis

Bugün ismini vermek istemediğim bir gazetede (oha) çıkan haberlere göre İstanbul Boğazı'nda trafik karşılıklı olarak kapatılmış. Gerekçe olarak da sis gösteriliyor. Konuyu hayatımızdaki sislere bağlayıp anlamlı birşeyler yazmış olduğumu göstermeye çalışmadan önce uzun zamandır görmediğim fakat İstanbul Boğazı'na çöken sisin ne kadar güzel bir görüntü olduğunu bana hatırlatan durumu paylaşmak istiyorum.
Şöyle ki mezunu olduğum ve ismini vermek istemediğim bir okulun (oha2) platosundan sis çöktüğünde yalnızca köprünün ayaklarının üst kısmı gözükür. Diğer kısımlar ise o beyazlığın içerisinde saklar kendisini. Havada sis varsa, güneş de oluyor nedenini bilmiyorum; ama iyi hissetmemi sağlıyor. Aynen bugün olduğu gibi.
Buradan da hayatımızdaki sislere getirmeye çalışıyorum konuyu, fakat tam olarak nasıl bağlayacağımı da bilmiyorum. Yavaş yavaş olacak heralde. Hayatımızdaki sisleri düşündüğümde sisli havada araba kullanırken herkesin yaşadığı deneyimle ne kadar benzeştiği geliyor aklıma. (İkisi de sis sonuçta, benzemesi oldukça normal.) Şöyle ki önünüzü görmek için uzunları yaktığınızda aslında görmek çok daha zorlaşıyor. Acaba diğer sis durumunda da bu geçerli mi bilemiyorum. Yani şöyle planlar yaparak hep ileriye dönük yaşamaya çalışırken acaba daha yakın zamanları kaçırıp, ileriye dönük planların da temelsizleşmesine sebep oluyor muyuz acaba?
Tabi olay günü yaşamak ve yaşamamak tartışmasına kayarsa içinden çıkılmaz bir durum oluşturabilecektir diye de düşünüyorum. Zira şimdiye kadar ne kadar düşündüm bilmiyorum ama emin olduğum tek şey adam gibi yanıt bulamadığım.
Posted by
Atakan
at
6:24 PM
1 comments
Thursday, December 07, 2006
25
Bu yazının başlığı mutlaka 25 (yirmi beş) olmalıydı. Bu arada yirmibeş mi yazmam gerekiyo diye düşündüm de sanırım ayrık olması doğru olandı. Neyse.
Efendim, dün gece pisköpeatça eğlendik diyebilirim. Şöyle ki;
- Ender, Ben, Cem, Doğa, Baran.
- Yer arama süreci sonrası Akdeniz.
- 70'lik.
- Kıçıkırık çerez.
- Mp3 teknolojisi.
- En iyi şarkının biz kalkarken çalması.
- Garanti Bankası'nın önünde uçulması.
vs.
Şu 25 mevzusuna da özellikle paragraf açmak istiyorum (Beleş nasolsa). Cem iddaanın gücünü gösterircesine sırf hakkında söylenen yapamazsın, edemezsin ifadelerini boşa çıkarmak için 25 tane turşu biber gibi bişeyden yedi. Helal olsun diyoruz, kendisini kutluyoruz. Tevekkeli değil adam bahisten zengin oluyor. Tevekkeli değil ne demekse artık, neyse. Tabi yedikten sonra gözlerinin kıpkırmızı olmasını ve titremesini de notlarım arasına eklediğimi farketmiş bulunuyorum. Olsun, kustu geçti.
Bence 25 diil 35 tane de yiyebilir. Çarşamba deneriz artık haha.
Posted by
Atakan
at
6:46 PM
2
comments
Wednesday, December 06, 2006
Çarşamba
Efendim, günlerdir beklenen makel sınavının nası geçtiğini bile anlamadığım şekilde geçmesinden sonra (rüzgar gibi geçti bla bla bla) aldım topumu, giydim ayakkabımı. Saçımı topladım bi de, spice girls'deki sporcu spice gibi hissettim kendimi. Bu arada Tepsi grubunun 4 kişi olması, yoksa spice girls'ü taklit etmiyorlar mı sorusunu gündemime getirmiş durumda. Bilemiyorum tabi belki de etmiyorlardır.
Top oynadıktan sonra eve döndüm tabi. okanlara gittim ve sıkıntıdan mı erkanın yatağının lanetinden mi ne uyuyakaldım.
Şimdi de yemeği bekliyorum, evde iskender var haha. sonra da ytü tayfa olarak taksimdeyiz.
Haydebreh
Posted by
Atakan
at
6:13 PM
0
comments
Tuesday, December 05, 2006
Ohaaa yeni bir gün başlıyor
halk ozanının yorumu ile açmak istiyorum lafı:
sağımda,solumda,önümde,arkamda oturan ; çay içen ; muhabbet eden ; staj defteri bitmeyen vs vs vs adamlara makine elemanı denir.
Çok doğru. Bravo bravo falan filan.
Ne diyoduk. Ha basketbol. Evet yarın basket oynuyorum sınavdan sonra. Hayyvanlar gibi oynicam dalağım şişene patlayana uçana kadar oynamayı düşünüyorum. eheh acayip gazım. otur otur otur yeter kardeşim. bitmiyor çalışma (çoğu zaman çalışmaya çalışma) faslı.
bi de uludağ'a gidip sınövbörd yapayım diyorum. tabi para gerekiyor. bakalım yarın patron ne diyecek bu duruma :)
heralde şimdilik yazacak başka birşey yok. okuyan da yok o ayrı :D
çüz canımın içi.
Posted by
Atakan
at
10:53 PM
1 comments
Makel öncesi
Efendiler, gençler vesayreler...
Yarın o büyük makel günü. Tabir-i caizse kaçacak bir vize bizi bekliyor. Yani Ferrrrat hocamız sağolsun ilgimizi canlı tuttu ve herşeyi su gibi biliyoruz. Özellikle son gün çalışmaya gerek yok, oşşşver aabi çalışma bildiklerin yeter zaten. diyemiyoruz.
Cumartesi günü Kayseri maçı var bu arada.
Tam bu noktada yazmaktan baydım. Publish de gitsin haydi.
Posted by
Atakan
at
5:44 PM
0
comments
Tek Kişiyim Ben Hala
Bırakın beni gideyim
Gitmek istediğim yer deniz kumundan
Oraya doğru fazla gidersem
Buraya dönmem coğrafya gereği
Tek kişiyim ben hala
Kendimi zenginden sayarak
Gençliğimden birşeyler sakladım
Düşsel faizlerimle geçindim
Eksiğim bu yüzden
Herşey güzelmiş sonunda
Hatta bozgunlar bile
Aşk istiyorduk ağızdan damardan
Gözler parlasın soluk açılsın
Tek kişiyim ben hala
Ayıldım düşlerimden daha dün
Hiç uğruna üzüldüm
Çarşılara süzüldüm daha dün
Tek kişiyim ben hala
Ayrıldım dünlerimden daha dün
Para verdim bişey aldım
Sana baktım sen bilmezsin
Taksimden kadıköye dönmek için
Günlükler okuduk hep onaylanmak için
Geceleri bir yanım hep gitmek istedi
Ama buradan başka gidecek yer yoktuki
Zaman aralığını süpürmeyi unutma ben yokken
Başka türlü bir hayatta bilmezdik zaten beraberken
Tek kişiyim ben hala
Bütün o sankiler beynindeki cankiler
Bitmeyen eskizler bitmezler
Aldattın beni kendi kendinle
Mecburi hizmetteyken ben yaşam bölüğünde
Tek kişiyim ben hala
Ayıldım düşlerimden daha dün
Hiç uğruna üzüldüm
Çarşılara süzüldüm daha dün
Tek kişiyim ben hala
Ayrıldım dünlerimden daha dün
Para verdim bişey aldım
Sana baktım sen bilmezsin
Aradım seni savaş meydanında
Sonrası eve dönüş ki yalnızlık dahildir içine....
Kesmeşeker - http://www.kesmeseker.org
Posted by
Atakan
at
3:55 PM
1 comments
Monday, December 04, 2006
ATATÜRK VE HAİNLER
Noktasına virgülüne dokunmuyorum, dikkatle okuyun.
Mustafa Kemal Atatürk, 2 Şubat 1938 yılında bizzat Bursa'ya giderek, emparyalizme karşı Türk ekonomisini güçlendirmek amacıyla Bursa Sümerbank Merinos Fabirkasını kurmuştur. Bu fabrika, 2005 yılına kadar kadar dünyanın en kaliteli yünlü elbiselik kumaşlarını üretmiş, onbinlerce kişiye iş sağlamıştır.
N. Deniz A.
Posted by
Atakan
at
9:16 PM
0
comments
21 Aralık - Roxy'de UNIRC Parti
Şimdi partinin iyi yanlarını saymaya gerek yok heralde.
Bir kere ben yeni bulduğum diş ipi dansımla sizleri kâh güldürüp kâh coştururken, Roxy'nin usta djleri de katkıda bulunacak ortama.
Tabi 1 şişe sex on the beach devirdim yine de birşeyim yok bak süperim sapasağlamım diyen arkadaşların da neşemize katacakları neşeyi şimdiden görür gibiyim :D
Bilet: 20 Ytl (1 Bira dahil)
Gelin gelin gelin hadi bakalım..
Posted by
Atakan
at
9:00 PM
0
comments
Nooldu bugün yaau
Yeni, yepisyeni bir gün daha sonlandı. Sabahtan malum Isı Transferi sınavını olduk.
Sonra Starbucks'a gidip (Evet evet doğru duydunuz.) ders çalıştık. İyi de çalıştık aslında konsantre olması o kadar zor gelmedi.
Basketbol topu aldım bu arada, pompa da aldım tabi arada inince şişmesi için. Sağ elimdeki garip acı ağrı karışımı şeyin geçtiğini geçen hafta farkettikten sonra, salonda oynamak için sakladığım ayakkabılarımı da aman artık salon malon yok giy gitsin diyerekten yeniden Ytü basketbol sahasında faal göreve başlayacağım :D
Bugün aldığım habere göre Ytü'de Yemekhane fiyatlarının 2,5 YTL olmasını protesto eden bazı arkadaşlar hakkında soruşturma açılmış. Olay neymiş ne değilmiş yazarım yarın bişeyler öğrenince. Ama 2,5 YTL'yi haketmeyen yemeğe karşı yapılan protestoya en azından yemekhaneden yemek yemeyerek (ben öyle yapıyorum) destek olunabilir.
Mayıs ayından beri yazmıyormuşum buraya, bundan sonra burada yazacağım hatta bol bol yazayım diyorum. Okuyan okur işte ne güzel di mi :)
Bugün zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlamam için bir örnek daha oldu bu mayıs ayından beri yazmıyor olmam...
Yarına kadar kolay gelsin..
Atakan
Posted by
Atakan
at
8:41 PM
0
comments
Monday, May 01, 2006
Tembellik için bahane çok
Sabah uyuyordum, aslında 9'da statik dersim vardı ama saat 9'u geçtiğin ben halen uyuyordum. Neymiş efendim, olay falan çıkarmış en iyisi hiç gitmemekmiş, zaten alttan aldığım için bildiğim şeylermiş vs. O bişey değil de zaten cumartesi olan sınava da girmedim üşendiğimden. Allahtan hoca telafi için rapor falan istemiyor da rahat ediyoruz.
Okula gittiğimde saat 13:45 falandı, 1 tane bile polis yoktu okulda. Geçen hafta yok yere 4-5 otobüs polis varken bugün hiç polis olmaması ne tür duygular uyandırmalı karar veremedim.
Ha bu arada okul kimliğimi de kaybettim ehliyetim de kayıp... Bu dönem bi leylalık var zaten üzerimde ne var ne yok kaybediyorum. Çok şükür ki ilkokulda değilim, kendini de kaybet bari diyecek gerizekalı bi hocam yok. O diil de okulda bölüm başkanlığına gidiyorum soru sorduğum zaman en önde oturan karaktersiz kafasını bile kaldırmıyor. Bu kadar saygısızlık ve şerefsizlik olmaz, insan bi cevap verir. Neyse kendisinin zaten pek sevildiğini tahmin etmiyorum, biraz daha üstüne gitmemek lazım.
Saat 21:30 itibariyle derse gideceğim, gerçekten çok yorulduğumu düşünüyorum bazen ama para kazanmak için biraz yorulmak şart sanırım. Niye bilmiyorum devamlı uykum var, geç yattığım için diyenler olacaktır.. Sanırım uykuyu almanın sırrı geç kalkmak değil de geç yatmamak.
Neyse artık, bir sonraki yazımda görüşmek üzere.
Posted by
Atakan
at
8:05 PM
0
comments
Sunday, April 30, 2006
Nedir Ne Değildir
Artık benim de blog'um var. Gerçi ne önemi var orası ayrı.
Efendime söyliyim yarın sabah Yıldız Teknik'e (yada benzerlerine) giderken dikkatli olun. Yorucu şeyler gelebilir başınıza.
Sırf deneme olsun diye kısa yazdım yolluyorum, haydi hayırlı tıraşlar.
Posted by
Atakan
at
7:51 PM
0
comments



