Monday, December 31, 2007

Yeni Yıl

Arkadaşlar,

Yıllardır hiçbir şey yapmasak bile, iyi kötü bir şekilde 31 Aralık gecesi 1 Ocak'a bağlanıyor. Umuyorum ki yeni yıl ile birlikte istedikleriniz daha yüksek oranlarda gerçeğe dönüşür, ve mutluluk sizin için daha alışılmış bir duygu haline gelir.

Herşey gönlünüzce olsun.

Sunday, December 30, 2007

Knorkator

Bir pazar sabahı daha huzurlarınızdayım. Dün gece yapılmış olan RC2004 mezunları yemeğinde biraya su katıldığını kanıtlarcasına saat 10 sularında uyandım.

Neredeyse herkesin bildiği, fakat bilmeyenlerin de keşfetmesi gerektiğini düşündüğüm Last FM ile german etiketli şarkıları dinlerden çalmaya başlayan Knorkator grubu hakkında sizlere bilgi vermek istedim.

Berlin-Köpenick bölgesinden ve Industrial-Metal ile ciddiyetsiz ve komik ögeleri birleştiren bir grup. 1994 yılında kurulmalarına rağmen 1998'e kadar yalnızca konserlerde boy göstermişler, herhangi bir albüm çalışmaları yok.

Knorkator'un en dikkat çeken özelliğ konserlerinde yaptıkları komik ve ucuz şovlar. Bunlara örnek verilirse seyircilere kocaman naylon poşet göndermeleri, süngerden yapılmış piyanoyu çalar gibi yapan ilginç saçlı amca, bu piyanoyu seyircilere atmaları, seyircilere sebze meyve parçacıkları pompalamaları, vs.. Bir de ana vokal arkadaşımızın pembe tangası ve tüm vücudunu saran dövmelerinden de bahsetmeden olmaz. Aynı tangayı grubun resmi merchandise'ı olarak satmaktalar. (5€)

Grubun resmi web sitesi için http://www.knorkator.de adresini ziyaret edebilirsiniz.
Buraya tıklayarak Google'da image search yapabilirsiniz.
Örnek müzik için de http://www.last.fm/music/Knorkator adresini kullanabilirsiniz.

Saturday, December 29, 2007

Cehennem Haftası

Üniversite hayatım boyunca yaşadığım en yoğun haftalardan birisi - belki de en yoğunu - geride kaldı. Benden daha beterleri olsa da, bir hafta içerisinde 5 tane vizemin olması beni ruhen fazlaca yordu. Öyle veya böyle bu hafta geride kaldı, hasarsız atlatmış olmayı umuyorum.

4. sınıf olmanın zorluklarından bu senenin sonuna kadar sık sık bahsedeceğim sanırım. Bunlardan birisi de sınavları fazlaca dramatize ediyor olmam. Sınav bittikten sonra kağıtları katladıktan sonra ulan belki de okulumun uzamasına sebep olacak kağıt elimde duruyor gibisinden saçmalıklar geçiyor ister istemez aklımdan. Yapmamak lazım, farkındayım.

Önümüzdeki hafta ister istemez dramatizasyonun doruklarında olacağım bir sınavım var: Makel. O bir ekol.....O bir düzen insanı.....O soru kağıdını saniyesinde bulan bir efsane....F.Dikmen imzalı sınav kağıtlarının yaratıcısı.....Akıttığımız soğuk terler ile kendisine yaşam enerjisi üreten bir mizah uzmanı o.......

Şaka maka, seviyorum kendisini. Sevdiğim kadar da korkuyorum. Perşembeye kadar vaktim bol, hesaplara göre ilk vizeye çalıştığımdan %60 daha fazla çalışmam gerekiyor. Bakalım ne olacak...

Tuesday, December 25, 2007

Sansür dosyası

Az önce eskilerden aklımda kalmış bir bahis sitesine girmeye çalıştığımda Telekom'un ünlü "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir." mesajıyla karşılaştım.

Sınavlarımın yoğunluğu azaldığında bu sansürleme konusunda ufak bir araştırma yaparak, bilgilenmeyi ve bilgilendirmeyi planlıyorum.

Saturday, December 22, 2007

YTÜ Makine Mühendisliği

Mezuniyetin zorluğunun son seneden geçtiğini 7. sömestirin son günlerinde anlamış bulunuyorum. Blogumun okurları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi'ne yeni başlamış birileri olduğunu sanmıyorum, fakat yine de günün birinde birileri bu yazıya ulaşır da işine yarayan birşeyler bulursa ne mutlu bana.

Çok yakında Cem'den benzer bir yazı beklemekteyim, kendisinin de deneyimleri sanırım benimkilerle paralel yönde olacaktır.


* "8. sömestir'de sınırsız kredi hakkı vardır" YANLIŞ. Kredi hakkının sonsuz olması için not ortalamasının 3,00 ve üzeri olması gerekiyor. Onun dışında istediğiniz sömestirde olun, farketmez.

* Stajları son seneye bırakmanın hem avantajı hem de dezavantajı var. Yine de 1. sınıfın yazında henüz lise öğrenciliğini üzerinizden atamadan staj yaparsanız 2. sınıfta göreceğiniz bazı dersler için büyük avantaj sağlamış olursunuz. (İmal Usülleri vs.) Tabi bu stajlar hayattan bezmenize sebep olmamalı.

* Mezuniyete yakın yapılan stajlar ise daha bilinçli ve hedefiniz doğrultusunda stajlar olacağı için kariyer planları açısından daha başarılı olabilirler.

* 4. sınıfta saçma sapan tarih dersi var, olur da 1. sınıf programınız uyuyorsa bu dersi önceden alın temizleyin.

* Çok yükleme yapmadan 4. sınıfa az kredi bırakın, fakat 4. sınıfta çalışılmasına karşıyım. Mezuniyete bu kadar yaklaşmışken okulu 2. planda bırakıp mezun olamam riski oluşturmayın.

* 8. sömestirde sınırsız kredi hakkınız olduğunu zannetmeyin.

* Eğer kahve ile aranız iyi değilse, ders seçimleri için (özellikle 2. ve 3. sene) kahve antrenmanları yapın. Alternatif olarak Brezilya Ligi ile ilgilenmeye başlayabilirsiniz.

* Mukavemet ya alttan ya Salt'tan alınır lafı aklınızın bir köşesinde olsun demek isterdim, fakat kendisi yakında bırakacak gibi gözüküyor. Gerçi bakmayın siz böyle dediğime, sanırım son 10 yıldır bırakacağım diyor. Not: Evet ben Atilla Salt'tan kaldım.

Bu liste uzar gider... Bakalım 6-7 ay sonra okul hakkında yazacağım yazı kızgın mı, yoksa hüzünlü mü olacak.

Kitap okumak mühimdir

Malumunuz 2007 yılının sonuna geliyoruz. Eskiden, çok eskiden çok kitap okurdum. Ortaokul'a başladıktan sonra ne hikmetse okumayı bıraktım. Bu sene bunu değiştirmeyi ve daha çok okumayı hedefledim. İyi bir başlangıç sayılmaz, fakat yine de başlangıç başlangıçtır diyorum.

Bakalım neler okumuşum..

Nietzsche Ağladığında - Irvın D. Yalom
Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri - Çetin Altan
Berlin Game - Len Deighton

Okumakta olduklarım..

Harry Potter und der Stein der Weisen - Joanne K. Rowling
Saatçi Bayırı - Ayça Şen

Oldukça az okumuşum görüleceği üzere. 1 yıl sonra yine bu zamanlarda yazacağım yazımda listenin daha kabarık olmasını umuyorum.

Friday, October 19, 2007

uTorrent - Mininova Kullanımı

Merhabalar efendim.

Şimdi sizlere yıllardır sürmekte olan download canavarlığı (mahallenin internetini olumsuz etkilemek olarak da bahsedilmekte) konusunda bilgilendirmek istiyorum.

Öncelikle Türk Telekom'un 256 olan bizleri 1024'e çıkarmasıyla tadından yenmeyecek durumlar oluşmaya başladı. İşler tıkırındaysa 100 kb/s gibi hızlarla download yapmak mümkün. Kotalı olan hesaplar için hız çok daha yüksek diyorlar, ay sonunda üzülmemek için buna dikkat etmek gerekiyor.

Öncelikle torrent'leri çalıştırmak için ufak bir programa ihtiyaç duyuyoruz. Bu programlar içerisinde size önerebileceğim uTorrent'tir. İndirmek için http://www.utorrent.com/download.php adresine gidip Get uTorrent 1.7.5 Stable linkine tıklayıp programı indirin. (Eğer bir güncelleme olmuşsa 1.7.5 dışında bir versiyon da gözükebilir.)

Şimdi indirdiğimiz program ile torrent dosyalarını açıyoruz, yani indirmek istediğimiz dosyalara sahip olan kişilerle iletişim kurabiliyoruz. Peki torrent dosyalarını nereden bulacağız? Bu iş için size önerebileceğim iki site var:

http://www.mininova.org
http://www.torrentz.com

Bu sitelerde aradığımız her film ve albüm mevcut.
Torrent dosyalarınızı download bitene kadar bilgisayarınızda tutmanızı tavsiye ediyorum.
Bir diğer tavsiyem de upload hızıyla ilgili olacak. uTorrent ekranı açıkken sağ alt köşede U: 0.0 Kb.. şeklindeki yazıya sağ tıklayıp 25 - 10 - 5 ve nihayetinde 6kb olacak şekilde seçim yapın. Upload hızınız yüksek olursa nette sörf yapamaz hale geliyorsunuz. Limiti 5 kb'ın üzerinde tutmazsanız da Download hızı otomatik olarak 30kb ile sınırlandırılıyor.

Çoğu kişinin bildiği bir konu olmasına rağmen, geyik yapmadığım bir yazım da olsun istedim. Bu yazının başka bir amacı yok.

Hayırlı downloadlar.

Sunday, August 05, 2007

Odam

Berlin'de 5 aydır falan kalıyorum, bugün Cem ile yaptığımız Videoblog muhabbeti üzerine biraz deneme amaçlı odamın videosunu çektim.


(Videoyu sildim)

Sunday, July 29, 2007

Bu yazının okunması gerektiğini düşünüyorum

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6982097.asp?m=1

edit:

Bağımsız milletvekili 20 isim, DTP'ye katılım için başvurdu


Bağımsız milletvekillerinden 20'si bugün DTP Genel Merkezi'nde parti yöneticileri ile bir araya geldi.
Yaklaşık 3,5 saat süren toplantının ardından 20 bağımsız milletvekili, partiye katılım dilekçesi verdi.

DTP'ye katılmak için başvuruda bulunan milletvekilleri şöyle:
Ayla Akat Ata (Batman), Bengi Yıldız (Batman), Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis), Aysel Tuğluk (Diyarbakır), Selahattin Demirbaş (Diyarbakır), Gültan Kışanak (Diyarbakır), Akın Birdal (Diyarbakır), Pervin Buldan (Iğdır), Sebahat Tuncel (İstanbul 3. Bölge), Ahmet Türk (Mardin), Emine Ayna (Mardin), Sırrı Sakık (Muş), Nuri Yaman (Muş), Osman Özçelik (Siirt), İbrahim Binici (Şanlıurfa), Sevahir Bayındır (Şırnak), Hasip Kaplan (Şırnak), Şerafettin Halis (Tunceli), Özdal Üçer (Van), Fatma Kurtulan (Van)

Öte yandan parti yetkililerinin, yarın parti grubu kurulması için TBMM başkanlığına başvuracakları öğrenildi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6985131.asp?m=1

kavrulan istanbul ve acı gerçek

hemen acı gerçekten bahsetmek istiyorum: burada yağmur yağıyor ve hissedilen sıcaklık 17 santigrad derece civarında. yani homtavnımızdaki tanıdıklarımız pişerken, biz çorap giysek mi diye düşünmekteyiz.

merak edenler için hemen belirteyim, çorap giymiyorum henüz.

öncelikle müjdeli bir haber vermek istiyorum. bilgisayarımın kulaklık çıkışı sorununa çözümü buldum sanırım. yarın mediamarkt'a gidip aradığım parçayı bulabileceimi umuyorum, bulamazsam da ebay sağolsun siparişi hemen vereceğim. olay usb ses kartı. takıyosunuz, ses çıkartıyor. daha detaylı bilgi çok yakında. fiyatı da maksimum 10 avro civarında.

ikinci müjdeli haber ise deutsche post ile 20 kilograma kadar paketlerin 45€ ücretle istanbula gönderiliyor olması. yani gelirken baydığım 77€'nun acısını bir de dönüşte çekmeyeceğim. zaten bazı şeyleri burada bırakacağım ama patenleri falan koymak soru olacaktı, şimdilik çözülmüşe benziyor.

üzücü haber: irlanda vizesi alamadım, git türkiye'den başvur dediler. oldu byeee dedim çıktım konsolosuktan. olay çıkartmam, trip atarım. tarz meselesi.

nötr haber: yarın ısıtma havalandırma dersinden ne aldığımızı öğreneceğiz sanırım, geçmek cidden güzel olacak bir durum.

haber alma talebi: eylülün 15'i civarlarında bodrumda olacak olanlar bi ses versin.

şimdilik bu kadar

Tuesday, July 24, 2007

temmuzlardan bir gün

yarın sınav var, ama pek çalışır modda görünmüyorum. çalışmaya alternatif bulmak kolay tabi. sinek kovalamak, uyumak, tavana bakıp boş boş durmak, hepsinden de eğlencelisi blog yazmak. eğlence kısmı yalan tabi de, yazalım bakalım.

yarın sınav var, ama neşe dolmuyor insan. üzülmüyor da aslında; sınava göre birşeyler hissetmemi kim bekliyor ki?

yarın sınav var, henüz başlamasa da sınava yaklaşınca biraz stres oluyorum. şöyle ki, bu sınavı geçersem yıldızdan bursumun %20sini alacağım ve bu kazancın hepsini hayır kurumlarına bağışlayacağım.

günümüzün popüler hayır kurumları:
adamik'in ordaki köşe tekelci
körfez
bodrumdaki pansiyonlar vb.'leri
bodrumda yemek yiyebileceğim yerler
tiki biiiçler
vesayreler.

efendim şöyle oluyor, almanyada erasmusumuzu tamamladığımızda kısmetse eylülün ortasında bir bodrum yapalım dedik.
kadro ise şöyle
ben
cemal
hakkı
tarık

gerçekten muhteşem bir kadro.


şu son zamanlarda dikkatimi çeken birşey var.... şeklinde başlayacak bir paragraf ne kadar ilgi çekici olurdu değil mi? son zamanlarda dikkatimi çeken birşey yok amma velakin.. olmasının gerekliliğini düşünüyordum ki birşey dikkatimi çekti. harbiden uzun zamandır dikkatimi çeken birşey olmamış olmasının çok da anormal birşey olmadığı.

farkettiniz mi? paragraflar ne kadar beleşse saçmalamak da o kadar beleş.

bu arada doğa, blogumu okuyo musun diye kontrol etmek amacıyla sırf buradan söylüyorum.. inönüde ilk maç sen gitmeden önce oynanıyo, tarihini tam bilmiyorum ama babama söyle de benim kombineyi sana ayarlasın o maç için.

evet gördüğünüz üzere mesaj iletmek falan da beleş.

neyse..

haribo diyerekten yeni bir paragrafa giriş yapalım. cemin dediine göre sindirmiyomuşuz, üzücü tabi o güzelim ayıcıkların sonradan girdiği şekil. ama napalım, sınav dönemi haribosuz olmaz. halen de haribo çorabı almamış olmamız aklımdan çıkmıyor. yani haribo çorabı almıyosan niye gidiyosun erasmusa diye sorsa babam ne diyeceğim ki? hı? yok tabi cevap..

bakın ne farkettim. yazdıklarımı beğenen de bu sayfayı kapatıyor, beğenmeyen de. buna benzer ne örnekler verebiliriz düşüneyim...

kafası çalışan da siyasete atılıyo çalışmayan da
topa vurabilen de futbolcu, vuramayan da
yağmurlu hava da boktan, güneşli hava da
hıncal da gazeteci, uluç da (ironi ironi, rahat olun)

bi de aynı anda iki şey olanlar var, onlardan da birkaç örnek vermek istiyorum.
yarınki sınav hem önemli hem önemsiz
almanyanın havası hem güzel hem boktan
istanbul hem güzel hem çirkin
insan hem özlüyor hem özlemiyor

gibi gibi...

kısa da olsa zihnimde geçmekte olan şeyleri buraya aktarabildim diye umuyorum.
hadi bakalım

Monday, July 23, 2007

Seçim 2007

Halkımız hakettiği yönetimin altında hayatını sürdürmeye devam etmeyi seçti. Hayırlı olsun.

Wednesday, July 18, 2007

Kimi sevmeyelim, köstekleyelim?

Dünyanın hiçbir medeni yerinde; her gün yoksul aile çocukları dağlarda terör örgütünün kurşunları ile öldürülürken, oğlu rapor alıp askere gitmemiş birisini başbakan yapmazlar.

Dünyanın hiçbir çağdaş yerinde; bir seçim öncesi televizyonda insanların gözünün içine baka baka "dokunulmazlıkları kaldıracağım" diyen, ama beş yıl tek başına iktidarda kalıp en çok kendisinin ve bakanlarının yararlandığı dokunulmazlıkları kaldırmayan ve üstelik (önceki gece NTV’de) dokunulmazlığı savunan birisini yeniden iktidara getirmezler...

Dünyanın hiçbir uygar yerinde; borsada faiz toplayan yabancı sermayeyi, şaibeli ihalelerle kamu varlıklarını satmayı başarı saya saya ülkesini zenginleştirdiğini söyleyen... Ama 2 milyon yoksul-aç aileye yiyecek, kömür dağıtarak oy almayı uman bir insanın peşinden gitmezler...

Çünkü dünyanın hiçbir adam gibi yerinde; kızlarını ABD’de okutmak için "bir arkadaşından burs" aldığını söyleyen bir siyasetçinin oğlu, babasının beş yıllık iktidarı sonunda gemi almışsa, o siyasetçinin yüzüne dönüp bakmazlar...

Dünyanın hiçbir adam gibi yerinde; Mustafa Kemal gibi bir evrensel önderin çok kan ve gözyaşı ile kurduğu laik cumhuriyeti alıp gerisin geriye götüren... Ülkesini beş senede Arabistan’a çeviren, ortaçağ yaşamını savunan bir politikacıyı başlarına taç etmezler...

Elbette Tayyip Erdoğan çok oy alacaktır. (!)

Bekir Coşkun (Hürriyet, 18 Temmuz 2007)
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6911690.asp?yazarid=2&gid=61


Tuesday, July 17, 2007

Gemicik

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, oğlunun gemi almasının almasının abartıldığını belirtti.

NTV'de yayınlanan "Seçim 2007" programında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Erdoğan, oğlunun gemi almış olmasının medya tarafından büyütüldüğünü söyledi. "Gemi var gemicik var" diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bir de bunun sıfırı var, eskisi var. Siz kalkar, 15-16-17 yaşında bir gemi alır ve küçük gemi de küçük bir gemiciklerden olursa ve bunun da ödeme koşulları da gayet iyi olursa, kendi kendini ödeyecek durumda olursa niye alınmasın? Taksidini de bu gemi ödüyorsa yapabilirsiniz."


Bu bahsi geçen oğlanın burslu okumuş olduğunu da hatırlatmak isterim.
Taksidi geminin ödemesi olayını da pek anlayamadım, deniz taksisi denilen kavrama mı başladı acep?

Tuesday, June 26, 2007

Scream For Me Düsseldorf!!!

Uzun zamandır yazmıyor olmamın sebebi bu sefer tembel olmam değil. Geride kalan 10 günlük süreçte oldukça çok şey yaşadım diyebilirim.

Öncelikle YTÜ'den gelen arkadaşlar oldu, takıldık ettik. Daha soora linkler bölümünden blogunu okuyabileceğiniz Doğa Berline iniş yaptı.

Başlıkta ne yazdığını anladıysanız, Iron Maiden konserine gitmiş olduğumuzu farketmeniz pek gecikmemiştir heralde.

Konser Berlin'e ~10 saat uzaklıkta olan Duisburg kentinin MSV isimli stadyumunda yapılacaktı, fakat yöredeki ses seviyesi kısıtlamalarından ötürü konser Berlin'e yine ~10 saat uzaklıkta olan Düsseldorf kentinin ISS Dome isimli çok amaçlı salonunda yapıldı. Etraftaki resimlere bakılırsa ISS Dome'da buz hokeyi maçları da oynanmakta, izlemeyi gerçekten çok isterdim fakat şimdilik konuyu dağıtmamak için bu isteğimden bahsetmeyeceğim.



-- Bu yazıyı uygun bir zamanda tamamlayacağım işallah --

Wednesday, June 13, 2007

Siegmunds Hof Natur Park

Efendim, başlığın Natur Park kısmını bu paragrafta açıklamama gerek yok. Fakat ilk Siegmunds Hof ifadesinin kalmakta olduğum yurt olduğunu söylememde yarar var.

Natur park şöyle oluyor: Kaldığım oda.

Geceleri hafif esintilerle tatlı bir huzur kaplar ya içimizi, benim odamı da sinek kaplıyor.
Cam kapalı oturmanın imkansız olduğu şu günlerde (aslında 16 C, fakat odada anne faktörü olmadığı için biraz tozlu; daimi temiz hava gerekiyor) sineklerin de tabi lan lan gelin burası aydınlık vışş vışş şeklinde odama girmeleri kaçınılmaz.

Fakaaaat...

Kendilerini bekleyen 3 adet sürpriz mevcut.

Birincisi elektrik süpürgeli ben. Çok fena çekerim acımam. Neden direk öldürmüyorsun diyenler olacaktır. Efendim brütalliğim ve acımasızlığım konusunda kimsenin şüphesi yok. Hatta duvarımda kocaman bir at sineği cesedi durmakta (2m uzaktan terlik atarak vurdum hehe) fakat yurttan çıkarken duvarları boyatıyorlar, o yüzden kirletmek istemiyorum.

İkincisi balkon kapısının hemen üst köşesindeki Uluç Kağan. Kendisi bir örümcek. Ağına düşen sinekleri oldukça seri şekilde öldürmekte. Fakat coğrafi konum gereği fazla yem bulamamakta.

Üçüncüsü ise kendisni çok sevdiğim Hıncal Kağan. Kendisi odamın koridora açılan çıkış kapısının olduğu bölümdeki köşeye konuçlanmış durumda. Yakınlarında lamba olmasının da avantajını da kullanarak ağına oldukça fazla sinek düşürmekte. Uçanı kaçanı yakalamakta desem yeridir. Kendisine burdan sevgilerimi sunuyorum.

Acı gerçeği de Uluç ve Hıncal Kağan'ların okuma yazması olmamasına bağlı olarak buraya yazıyorum. Ağustos sonunda taşınırken kendilerini de süpürgeyle çekeceğim.

Eh yeni dünya düzeni böyle napalım...

Saturday, June 09, 2007

skate night

hepiniz ilgiyle takip ettiğini düşündüğüm paten kariyerimde hızlı adımlarla ilerlemekteyim. geçtiğimiz günlerde artık ısrarlarıma dayanamayıp tamam hadi ben de geliyorum uzun zamandır kaymıyorum haklısın diyen cem ile kendimizi sokaklara vurduk. aynı gün içerisinde toplam 4,5 saat kayaraktan ayaklarımızı oldukça zorladık fakat buna deydiğini düşünüyorum. (bu arada değmek mi deymek mi hep karıştırmaktayım, hata yaptıysam uyarın)

özellikle episode 2 olarak adlandıracağımız ve gece 12 ile 2:30 arasında yapılan gezi oldukça güzeldi. hani derler ya şehir sessiz, ortalıkta insan yok; aynen öyle.

sadece brandenburger tor'un olduğu yer biraz kalabalıktı. mevcut insan kadrosu ise şu şekildeydi:
* biz
* 4 minibüs dolusu polis
* 1 sarhoş
* 2 taksici
* x gizli servis ajanı.

Sebep? G8.

Neyse bitti de artık rahatız.

Tabi yazmaya başlayıp, başlıktaki konuya yönlenmeden olmaz.

Efendim aktiviteler şehri Berlin'de bu pazar günü saat 20:00 itibari ile paten gecesi yapılmakta. Nasıl oluyor derseniz, saat 20:00'de potsdamer platz denilen muhidden başlayarak şehirde kocaman bir tur atılıyor. Bu esnada trafik kapanıyor ve motorlu polisler patencileri korumakla yükümlü bir şekilde saatte 5-10 km arası iğrenç bir hız ile seyrediyorlar.

Bu arada patenle neden hiç resmimizin olmadığını merak ediyor olabilirsiniz (hatta video)..

Kamerayı kırmak istemiyoruz heheh

Tuesday, May 29, 2007

Prag Neymiş, Ne Değilmiş?

Evet yılların turizmcisi olarak ( valla billa ) sizlere son gezimden bahsedip, objektiflikten oldukça uzak yorumlar yapacağım. Öncelikle sizleri baymayacak tarihi olgulardan (facts) bahsedeceğim.

9. yy'da kurulmuş Prag şehri 496km2'lik bir alan üzerine yayılmış durumda. Şehir Çek Cumhuriyeti'nin başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri. Prag şehrinin takma isimleri arasında "the mother of cities" dikkatimi çekti, fakat pek inandırıcı bulmadım. Diğer takma isimler ise "city of a hundred spires" ve "the golden city".

31 Aralık 2006 yılındaki sayım sonucunda Prag'da 1,188,126 adet kişinin yaşamakta olduğu belirlenmiş. Şehrin ortasındaki Vltava, Çek Cumhuriyeti'nin en uzun nehridir (430 km uzunluğunda).

Bu kadar lüzumluluğu tartışılır bilgi verdikten sonra artık gözlemlere geçebiliriz.

Genel olaraktan
Şehre varınca zaten ilk dikkati çeken şehrin tarihi yapısı oluyor. Arnavut kaldırımı olmayan sokak neredeyse yok gibi (patenciler hiç boşa yanlarında taşımasınlar), binalar ise -ne kadar anladığım malum olsa da- daha çok barok döneme ait. Yeni yapıya rastlamak ise gerçekten oldukça zor. Şehirde çok fazla turist var, ek olarak çok fazla siyahi uyuşturu ot mot satıcısı var. Çok sayılabilecek sayıda da hayat hatunu var, ama bizim burdakilere göre oldukça çirkinler.

Para birimi olarak kron kullanmaktalar, ama ben para demeyi tercih ediyorum. Genel olarak para satıp € alacaksanız ~31 Para = 1€ şeklinde kur var. Eğer €'nuzu satıp para alacaksanız o zaman biraz kazık yeme ihtimaliniz oluyor. Kur ise 21 ile 26 arasında değişiyor. Eğer çok şanslıysanız iyi fiyata bozduracak yerler bulunabiliyor, ama bulması da kolay değil. Bana nerde bozdurabilirim diye sorarsanız ben iyi yer bilmiyorum derim çünkü grup olarak bozdurma işlemi yaptığımız için farklı kur geçerli olmuştu.

Yeme içme
Şehirde en çok dikkati çeken iki restoran Mcdonalds ve Kfc. Özellikle McDonald's çok fazla var ve bunların en azından yarısı 24 saat açıklar. Ayrıca euro ile alışveriş yapmak da mümkün. Fakat para üstünü çek parası olarak veriyorlar. Onun dışında güzel restoranlar da mümkün. Pizzaların fiyatı 120 papel civarında, bu da yaklaşık 5-6 avrupa papeline denk geliyor.

İçme konusunda ise her prag yolcusunun yaptığı gibi absinth (okunuşunun absan olduğunu iddia eden bir mekan sahibiyle muhabbet ettik) denemek gerekli. Yanlız, shot yapmaktan ziyade 4cl absinth üzerine yine eşit miktarda su ekleyip long drink olarak içilince daha iyi olduğunu gördük. Daha doğrusu, shot yapmadığım için kıyaslayamayacağım ama su ile oldukça iyi oluyor. Ayrıca ciddi şekilde neşelendiriyor insanı, ama 1 tane yeterli. Onun dışında pizzanın yanında kırmızı şarap tercih edilebilir.

Eğer daha ucuza doymak isterim derseniz Albert süpermarket zincirini tavsiye etmekteyim. Aslında daha ucuza gelmiyor ama daha sağlıklı şeyler yeme şansına erişiyorsunuz. Marketleri sokakta pek aramayın, çünkü konsept icabı hepsi yer altında. Kimisi bir alışveriş merkezinin altındayken, kimisi metro istasyonu girişinde oluyor. Kasiyerler oldukça yavaş çalışmakta, sırada çok kişi olmasa bile işler çok yavaş ilerlemekte. Ayrıca süpermarketler 7 gün açık olmasıyla Türkiye'dekilere benzerken, bedava poşet vermemeleriyle Berlin'dekilere benzemekteler.

Bunun dışında bir ucuz alternatif de bizim Imbiss kavramı. 50-60 paraya sosisli ve kola menüsü almak mümkün. Amma velakin bir bockwurst tadına ulaşmak malesef mümkün değil.

Gece Eğlencesi
Öncelikle belirtmek isterim ki, kılabır bir insan değilim. Bu sebepten ötürü Prag'da aradığım eğlence türü kesinlikle dıpçıs değildi. Ayrıca kulüp denen ortam türüne Berlin'de de gitmek mümkün olduğundan ötürü amacım yerel -parantez içinde traditsyonel- bir bar bulmaktı. Amma velakin bunu pek başaramadığım için ilk gün gittiğim kolpa kılaptan bahsedeceğim.

Giriş için 120 para verdim ki bunun artık avro olarak ne kadara geldiğini hesaplamanız için gerekli bilgi yazımın başında verildi. Bu sebepten ötürü yazmıyorum. Gittiğimiz kulüp TAM TAMINA 5 KATLIYDI!! şeklinde bir heyecan yapmıyorum, fakat yine de bu 5 katlı olduğu gerçeğini değiştirmiyo.

Giriş katınca çirkin bir kadın striptiz yapmaya nazlanırca dansediyordu. 3 saniye falan izleyince sıkılmayana gerçekten abaza damgası basıyorlardı.

Bir üst katta normal dansediyordu insanlar. Dıpçıs müzik vardı yani.

Onun üst katında swingimsi birşeyler çalıyordu, burada takılınabilir yauuu şeklinde bir düşünce oluştu fakat yine de üst katlara bakalım dendi.

4. katta deenns kontesst vardı fakat ilgi çok büyük olduğu için ve bu kişilerin tahminimce oksijen solunumu yapmıyor olmaları sonucu, ki ortamda oksijen yoktu demeye çalışıyorum, bir üst kata çıkma kararını almak çok gecikmedi.

Son katımıza geldik. Heyecan büyük tabi alıştınız fıkralarda mevzunun hep son sırada olmasına, bunda da büyük olayı sonda bekliyorsunuz. Evet son katta çıplak dansetmek zorunluydu. Hemen tüm kıyafetlerimizi çıkardık ve kendimizi müziğin ritmine bıraktık.

Gündüz Eğlencesi
Yürümeyi seviyorsanız oldukça eğlenceli.

Korkarım yazımın sonuna gelmiş bulunuyorum. Daha yazılacak şeyler yok mu sorusunun cevabı "var olmaz olur mu" ama benim yazasım yok. Hatta Almanca konuşuyor olsaydık bokum yok derdim. Artık anlayan anlar. Hadi bakalım geçmiş olsun...

Saturday, May 19, 2007

19 Mayıs

Günün anlam ve önemini anlatabilecek kişi ben değilim, ama hatırlatmakta yarar var.
Hadi bakim.

Thursday, May 17, 2007

font değişikliğine gidiyorum, belki sıkıntıyı atlatmaya yardımcı olur diye. ama cevap belli, farklı birşey yok.

neden çok fazla uykum olduğunu araştırmaya bile üşeniyorum.

çatalım da yok.

çok fena baydım

Monday, May 14, 2007

Varsa Kaderde Üzülmek

Yok yok konu ben değilim. Kader beni üzmek istiyorsa ona da yapacak birşey yok, fakat az sonra okuyacaklarınız konu olarak beni işlememekte. Hani üzülmem için can atanınız varsa okumayabilir ondan diyorum.

Şimdi efendim dün 21 gram izledikten sonra bugün nispeten daha hafif bir film izlemek uygun olur diye düşündüm ve bu esnada da Cem'in abi Final Destination ısrarlarına daha fazla karşı koymayayım diye yepyeni bir düşünce belirdi kafamda. Sonucunda da filmi izledik.

Şimdi film aslında basit gibi gözükse de derinden gelen bir güzelliği var. Bunu anlamak için ise yüksek bir entellektüel seviyeye sahip olmak gerekiyor. Fakat bir ipucu isterim diyorsanız hemen alttaki paragrafı okuyabilirsiniz.

---------- Entellektüel Tavsiye -----------

Filmdeki tema ölümün tasarlanıyor olması. Filmi izlerken aynı şekilde izleyiciden bir tasarlama davranışı gelmekte.

Örnek olarak,

Oha bak şimdi su geliyo kadının ayağı kaysa sonra kafasını masanın köşesine çarpsa; ondan sonra da evin üzerine bir ufo düşte kadının bacakları kopsa ve acı içinde ağlarken kendi sesi öyle bir frekansa gelse ki beyni havaya uçsa.

Tabi böyle olmuyor, bambaşka bir ölümle karşılaşıyorsunuz.

--------- Yazının devamı -----------

Özetlemek gerekirse, filmi büyük beklentiler içerisinde olmadan izlediğinizde memnun kalmanız pek olası. Fakat öyle film bittikten sonra alınan mesajlar ile yok efendim günümü gün edeyim, hayatımı daha kaliteli yaşayayım, yepisyeni bir felsefe güdeyim gibi bir beklentiniz varsa sonunda üzülmeniz mümkün.

Ek olarak, torrent kullanımını arttırması bakımından direk link verirdim fakat sizlerin araştırmacı kişiler olmanızı görmek beni daha mutlu eder. Bu sebepten ötürü filmi indirmek isteyen arkadaşlar http://www.mininova.org adresine giderek gerekli işlemleri kolayca yapabilir.

Ek bilgi: Final Destination 2 ve 3 de izleyicilere çoktaan sunulmuş durumda. Onları da izleyebilirsiniz. Fakat yine de büyük beklentilere sahip olmayınız. Sonra film boktan olmuş diye mızıldıyosunuz.

Saturday, May 12, 2007

21

How many lives do we live? How many times do we die? They say we all lose 21 grams... at the exact moment of our death. Everyone. And how much fits into 21 grams? How much is lost? When do we lose 21 grams? How much goes with them? How much is gained? How much is gained? Twenty-one grams. The weight of a stack of five nickels. The weight of a hummingbird. A chocolate bar. How much did 21 grams weigh?

---

Biraz geç de olsa uzun zamandır masa üstüme duran bu filmi izleyebildim.
Yönetmeni Alejandro González Iñárritu, Babil'in yönetmeni oluyor yani.
Babil de ciddi şekilde hoşuma gitmişti, bu film de aynı şekilde oldu.

Oturup filmi anlatacak değilim, amma velakin izlemeyen varsa tavsiye ediyorum.

Ek olarak filmin müziklerini beğendim.
Bu adrese giderek soundtrack listesini görmeniz mümkün.

Torrent'ini falan bulursam editler eklerim, fakat pek bulunacak gibi gözükmüyor.

Friday, May 11, 2007

şikayetçiyim

son zamanlarda bir bezginlik var üzerimde.
şikayetçi olduğum şeyleri sıralıyorum efendim

  1. okul zor geliyo
  2. almanca zor geliyo
  3. odam hemen dağılıyo, toplamıcam o yüzden
  4. bulaşık
  5. çamaşır
  6. yemek
  7. yağmur
  8. yağmur
  9. yağmur
  10. gri gökyüzü
  11. biten portakal suyum
  12. çalınan elmam
  13. kayamadığım kaykayım
  14. kayamadığım patenlerim
  15. uzayan tırnaklarım
  16. takmaya üşendiğim yorgan kılıfım
  17. bitiremediğim kitabım
  18. rusça
eh şimdilik bu kadar.

Thursday, May 10, 2007

FTK '07

Aldık kupayı haydi bakalım.
Tebrik ediyorum bizim oyuncuları, öbür oyuncuları da tebrik ediyorum.
Tigana'ya da yolun açık olsun diyorum, antrenör olarak beğenmesem de insan olarak taktir edilmesi şart.

http://www.milliyet.com.tr/2006/08/18/spor/resim/aspo.jpg

adresinde Mali'li kimsesiz çocuklar ile çektirmiş olduğu fotoğraf mevcut.

yine

yazıcam yazıcam, söz.
bu arada 2 aydır berlindeyim.
zaman hızlı akıyor.
time's moving slow, the minutes seem like hours diyen james abi'ye selamlar.

Saturday, March 31, 2007

IRON MAIDEN!!!

Nihayet (kaç yıllık bir nihayet olduğunu sayamıyorum bile!) Iron Maiden konserine teşrif etme şansını elde etmiş bulunuyorum.

Bastım 64 papeli, aldım bileti.

Bir de otobüs bileti almak lazım tabi şimdi.

UP THE IRONS!

Friday, March 30, 2007

Arjantinli ortasaha oyuncusu oldum



Ek olarak kimilik kartımı almış bulunuyorum. Kendisine hoşgeldin diyorum, seneye de kesin Beşiktaş'ta oynarım diyorum.

Thursday, March 29, 2007

Yepisyeni Hobi

Buralara geldiğimde farklı ne yaptın diye sorsalar herhalde diyebileceğim tek şey paten aldım olurdu.

Öğreniyorum inceden.. Şimdilik gidiyorum, arada düşçek gibi oluyordum; artık olmuyorum. Çok hızlı gitmeyi henüz öğrenemedim zira tempomu kaybetmekteyim sık sık. Amma velakin, iyi güzel memnunum iyi ki almışım diyorum.

Buyrun buraya da resmini koyuyorum.



Buralarda kayacak yer var tabi, dikilitaşın yokuşlarında görürüm ben kaymayı deneyenleri eheheh.

Barbaros heykelinin orada seneye hokey oynayanlara bulaşıp çenemi mi kırsam acaba ne yapsam ki :D

Tuesday, March 27, 2007

Heroes

Buralara kadar gelip yeni bir dizi izlemeye başlayacağımı hiç tahmin etmezdim! Fakat şu son vakitlerde Cem ile birlikte Heroes dizisine sarmış durumdayız. İnsanı ister istemez asosyal yapan dizilerden birisiyle karşı karşıyayız sanırım.

Tavsiye etmekteyim. Mutlak mutlaka izlenmeli. Hatta Cnbc-e'de de oynuyormuş sanırım, download yapmaya da gerek yok en azından..

Monday, March 26, 2007

İbrahim Akın

Kendisi kadro dışı bırakılmış. İyi olmuş, malto. Bi türlü adam gibi oynamadı.

Sunday, March 25, 2007

Saturday, March 24, 2007

Knut


Evet bahsi daha önce geçmiş olan hayvancığın ismi Knut.
Kendisi tahminimce en genç Berlin'li ayı.

Aha buraya tıklayaraktan kendisi hakkında bilgi alabilirsiniz. (Sayfa almanca, ama fotoğrafları falan var)

Kendisini yakından görmeyi hedefliyorum.

Friday, March 23, 2007

Çok Mühim Mevzular

http://www.hurriyet.com.tr/yasam/6188161.asp?m=1 adresine göz attığınızda, BU HAFTA BUNLAR KONUŞULDU gibisinden bir yazıyla karşılaşmaktasınız.

Amma velakin ben buradan da ilginç olanlarını duyurayım diyorum. Şöyle ki;

  • Sesi ve derin ilişkileriyle gündemden düşmeyen İbrahim Tatlıses, geçen hafta da zirvedeydi. Şenay Düdek ve Müge Anlı'nın Kanal D'de sundukları Dobra Dobra adlı programa katılan dansöz Sibel Gökçe 10 yıl önce İbrahim Tatlıses'in kendisine tecavüz ettiğini söyledi.
  • Demet Akalın'ın Kelebek'teki röportajında, "İki tokat atsa boşanmazdık" sözleri okuyucuların tepkisine neden oldu. Özellikle kadın okuyucular, "Bu kadınlığa hakarettir" dedi.
  • Gamzeli aşıklar, aşkın ipiyle kuyuya inemediler. Bir röportajında sevginin ipiyle kuyuya inilebilir ama aşkı bilmiyorum diyen yazar Tuna Kiremitçi ile büyük aşk yaşayarak evlendiği yazar İclal Aydın 'ın 5 aylık evliliklerinin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor.
  • Show TV'de yayınlanmaya başlanan Şarkı Söylmemek Lazım adlı programın yarışmacılarından biri de Helin Avşar'dı. İlk bölümde şarkıcı Ferda Anıl Yarkın ile Sezen Aksu'nun Belalım şarkısını seslendiren Avşar jüri tarafından beğeniyle karşılandı. Jüri üyelerinden Oray Eğin "Sesiniz ablanızın sesinden daha güzel" dedi.
Yani insan gidip bunları görünce çok da sikimdeydi demez mi soruyorum size.

Beyaz Yavru Ayı

Buralarda başlıktakinden bir ayı mevcutmuş.
İsmini cismini resmini bulup yayınlayacağım. Siz de merak edin bu zaman zarfında.
Çok tatlı bişeymiş. Ama dün gece ateşi 39,6 olmuş.
Büyümesini merakla bekliyormuş tüm şehir.

Thursday, March 22, 2007

Prison Break

İzledik, takip ettik. Bravo dedik bu güne kadar ama artık bundan sonrası iyice baymaya başladı diye düşünüyorum.

Yani tamam kaç kaç kaç da bir yere kadar, artık enteresan gelmiyor.

Wednesday, March 21, 2007

21 Mart

Gün ve gece eşit olurmuş, bahar gelirmiş.

Burda kar yağıyo auna koyim..

Wednesday, February 21, 2007

Bugün

Yes.

Uzun zamandır yazmıyorum. Zaten bu uzun zamandır yazmıyorum lafını da sık sık görmek mümkün bu blog denen şeyde.

Ama yazıcam söz, valla billa yazıcam.

Monday, February 05, 2007

Gurbetçi

Birazdan Alamanya konsolosluğuna gidiyorum, heycan dorukta.
Haydi bismillah

Thursday, February 01, 2007

Kuduz'un günlüğü

Şakası bile kötü tabi, bu kuduz denen hastalığa kapıldıktan sonra yapacak çok şey kalmıyormuş diye öğrendim bugün. Olayın gelişmi şu şekilde:

Evden çıktım ve kendimi yollara vurdum. Önce tercüme bürosuna gittim, malum vize için çevirisi yapılması gereken 3 adet yazı var. Bunları teslim ettim elemanlara, yarın sabah alırım falan dedim onlar da tamam uygundur dediler. Bu arada bu 3 sayfanın çevirisinin de 70 Ytl tutuyor olması ayrı bir güzellik. Tercüme bürosundan çıktıktan sonra yine kendimi yollara vurdum.

Beşiktaş'a ulaştıktan sonra belirlenmiş günlük aktivitem olarak Tophane'ye doğru yola koyuldum. Yürüdüm yürüdüm yürüdüm. Rüzgarlı falandı ama oldukça eğlenceli geçti yürüyüş. Tabi evden çıktıktan 3 dakika sonra mp3 playerımın pili bitmemiş olsaydı çok daha iyi olurdu. Tophane'ye ulaşmam çok uzun sürmedi, dümdüz yol zaten yürümek de yormuyor öyle.

Efendim mevcut destinasyona ulaştıktan sonra dürüm söyledim yanına da gazoz söyledim. O sırada şerefsiz bir kedi (bkz. resim) dürümümden otlanmak istedi. Kendisine bunun mümkün olmadığını anlatmaya çalışsam da bir türlü anlamadı. Sonunda otopark mafyası benzeri bir davranışta bulundu ve elimi ısırdı. (Kendisine burdan eşşşooleşşek'lerimi yolluyorum.)

Daha sonra da aşı falan oldum işte. Hadi geçmiş olsun.

Sunday, January 28, 2007

Ratatat & Maximo Park -27 Ocak 2007




Uzun zaman sonra konsere gidiyor olmam garip bi şekilde heycana yol açmıştı. Bir de ilk defa en önden konser izlemeye karar vermiş (daha doğrusu mevcut karara itiraz etmemiştim)
Kapı açılışı tabi ki gecikti, bekledik bekledik; en öndeki yerimize de yerleştik :) Vestiyerden verilen bıdı bıdı 1 numaraydı, gecenin ilk vestiyer müşterisi olmak da ayrı bir mutluluk tabi ki.

:: RATATAT ::

Sahne önünde kısa bir beklemeden sonra yukarıda gördüğümüz arkadaşlar sahneye çıktılar. Uzun saçlı olan Mike Stroud daha ilk notaya basışından itibaren ilginç kopuşlarıyla seyirciyi coşturmak yönünde yoğun bir azim göstermesine rağmen kısa saçlı daha efendi gözüken Evan Mast'ın bile "yau bu eskiden böyle değildi" şeklindeki bakışlarına maruz kaldı. Yapılan müzik ne yalan söyliyeyim, oldukça sıkıcı geldi bana. Yaratıcı oldukları kesin, fakat benim zevkime pek hitap etmedi.

Ratatat ile ilgili burada ilgi çekecek ufak bir olay oldu. Konser bittikten sonra toparlanırken yan tarafımızda duran kızlar playlist ve pena isteklerini çığırarak Mr. Masta iletmeye çalışıyorlardı. (Başarılı da oldular aslında) Bu esnada ben "Your shirt" diye bağırdım. Hep beraber güldük falan filan. 10 dakika sonra backstage'den geri dönüp bana grup t-shirt'ü fırlatmış olması karşısında kimse bi tepki veremedi, öylece ohaaa adama bak helal olsun dedik. Ha ben o t-shirt'ü giyer miyim diye sorarsanız, giymem; orası ayrı.

Olur da Ratatat'ın web sitesi nedir diye merak ediyorsanız http://www.ratatatmusic.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

:: MAXIMO PARK ::

Çok fazla dinlemeden gittiğim için şarkıları hakkında fazla fikrim yoktu diyebilirim. Hatta toplam 2 satır şarkı sözünden fazlasını bilmiyorum. (Zaten grup oldukça yeni sayılır, 1 adet albümleri çıkmış; 1 tanesi de yepisyeni çıkmış/çıkacak.)

Gruptaki elemanlar şu şekildeydi:

Gitar: Cengiz
Bas gitar: The Hindu Times
Bateri: Paul
Klavye: Paul's Brother
Vokal: Mario

Konser esnasında şarkıları pek bilmiyor olsam da ciddi şekilde eğlendim. Rock n coke'ta The Cure'u görüp öehh iğrenç bunlar sahnede sadece ayakta duruyolar diyip uyumaya giden birisi olarak, sahnede böyle enerjik, durmak bilmeyen ve seyirciyle devamlı iletişim halinde olmaya çabalayan bir grup izlemek oldukça keyifliydi. Özellikle grubun vokali için ayrı bir paragraf açılması gerekiyor ama üşeniyorum. Maximo Park konserde ilk albümü yanısıra yeni albümünden de şarkılar çaldı ve ikinci albümleri de oldukça güzel olacağa benziyor. Özellikle çaldıkları şarkıları gerçekten güzel çalmalarının yanısıra performansları, eğlenmeye zıplamaya doymamaları bu grubu sevdiğim ve tekrar gelseler gene giderim diyeceğim gruplardan birisi yapıyor. Kendileri de zaten uzun yıllar kaliteli şeyler sunacak potansiyelde olduklarını oldukça açık bir şekilde belirtiyorlar. Artık merak edip bir kaç şarkılarını indirirsiniz :)

Friday, January 26, 2007

Maximo Park

Uzun zamandır konsere gitmiyorum, yarın Maximo Park konseri ile bu suskunluğum son bulmuş olacak. Aslında çok fazla dinlememiş olduğum bir grup, dinlediğim kadarıyla eğleneceğimden eminim; ama bedava olan şu ekstra paragraflardan açabilecek kadar bilgi ve fikir sahibi değilim. Pazar günü dün gece şöyle şöyleydi diyerekten sizlere düşüncelerimi açarım artık.

Last.fm hazretlerinden aldığım tavsiyeler üzerine The Flaming Lips isimli grubun bir albümünü indirdim. (Albüm: Yoshimi Battles The Pink Robots) Henüz 1 kere dinleyebildim şarkılarını, çok da dikkatli olmasam da fonda oldukça güzel geldi kulağa. Elektronik ögeleri oldukça güzel oturtmuşlar gibi, şarkıların tempoları da baymayacak ve insanı yormayacak cinsten.

Last.fm'den okuyabileceğiniz yazıyı da buraya koyayım da şekil olsun:

The Flaming Lips are an idiosyncratic and acclaimed American psychedelic pop/rock band, formed in Oklahoma City, Oklahoma in 1983. Rumor is that they stole their first instruments from a local Church.

Although grounded in an indie rock/post-punk approach to rock music, The Flaming Lips are known for their lush, multi-layered arrangements, spacey lyrics and bizarre song titles. They are also acclaimed for their elaborate live shows, which typically feature animal suits, puppets, streamers, video projections and complex stage light configurations. In 2002, Q magazine named The Flaming Lips one of the "50 Bands to See Before You Die".

The group recorded several albums and EPs on an indie label in the 1980s and early 1990s. After signing to Warner Brothers, they scored a top ten hit in 1994 with The Flaming Lips – She Don't Use Jelly. Although it would be their only hit single, the band has maintained critical respect and, to a lesser extent, commercial viability with sonically majestic albums such as 1999's The Flaming Lips - The Soft Bulletin and 2002's The Flaming Lips - Yoshimi Battles the Pink Robots.

The Flaming Lips' 11th studio album, The Flaming Lips - At War With The Mystics, was released by Warner Brothers on the 4th of April 2006.

Throughout their career, band members have come and gone, but currently The Flaming Lips consist of Wayne Coyne (lead vocals, guitars and piano), Michael Ivins (backing vocals, bass guitar and piano), Steven Drozd (backing vocals, guitar, bass guitar, keyboards/synthesizers and drums) and Kliph Scurlock (drums).

Thursday, January 25, 2007

Uyarı

Lütfen Deja-vu filmine gitmeyin. Gitmek isteyenleri uyarın.

alan

alan. bazen ilkokulda hesaplamak için kıçımızı başımızı yırttığımız, birşeyler satan kişiler için olmazsa olmaz; hatta yaşam amacı olmuş olan kişi. vb. şekilde bir sürü farklı anlamlara yorabileceğimiz bir kelime. benim başlık yazarken aklıma gelmiş olan anlam ise kendime ait olması gereken -bazen olan bazen olamayan- ve gözle göremeyeceğimiz alan. evet o kişisel alandan bahsediyorum.
bu sıralar kafamı kurcalayan şeyler var, kendimce cevabını bulabiliyorum aslında ama cevabını bulamadığını düşündüğüm kişiler için acaba gerçekten göremiyorlar mı benim gördüklerimi yoksa işlerine mi gelmedikleri için görmüyorlar diye ciddi şekilde merak ediyorum. insanın kendi alanı içerisinde neler olmalı diye düşününce bulduklarım ise aslında gerçekten çok normal olan şeyler. Çok basit şeyler hatta: Mesela bir durumu paylaşamama özgürlüğü; hepimizin sırları olmalı değil mi?

İşte bu noktada bazen bazı kişilerle bir çatışma yaşanıyor. Yani insanlar kendi yakınlıkları dahilinde bazı şeyleri -daha doğrusu herşeyi- bilmeleri gerektiğini düşünüyorlar.

Yakın olmak, arkadaş olmak, dost olmak, akraba olmak.. Bunların hiçbiri bir insanın sınırlarının diğeriyle içiçe olmasını gerektirmiyor. Aksine bireylerin ayrık durmasının aradaki bağları daha güçlü tutacaktır ve daha sağlıklı bir ilişki ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.

Thursday, January 18, 2007

Değişim

Uzun zamandır planlanan Rocky Geceleri başlamış durumda. Anlaşıldığı üzere tek gecede beş bölümü birden izlemek imkânsız. Şöyle ki insan izlerken yoruluyor.

Buyrun ne kadar enerji harcanıyor, bunu dengelemek için ne yapmalıyız hesaplayalım.

Öncelikle altyazı yoksa, Rocky kardeşimizin Zenci-İtalyan aksanı nedeniyle ciddi şekilde efor harcamak gerekiyor. Bu esnada konuşulanları anlamaya çalışırken yaklaşık 12 doritos'tan alınacak miktarda enerji kaybediliyor. Acı bir durum da, kaybedilen enerjiyi geri kazanmak için doritos yerken çıkan hoşşurt hoşşurt sesleri anlamayı bir nebze daha güçleştiriyor. Bunun sonucunda önceden belirlenmiş olan 12 doritos'u 1,2 katsayısı ile çarpmak gerektiği klinik deneyler ile kanıtlanmış durumda.


İkinci enerji kaybı ise çok ağır bir şekilde oluyor. Konuşmaları anlamak üzere harcanan efor sonrası başarılı olunduğunda, konuşmaları anlamak için gösterilen çabanın gerçekten gereksiz olduğu farkediliyor. Buradan da 18 adet doritosu enerji gereksinimi başlığı altına yazıyoruz hemen.


Üçüncü enerji kaybı ise filmin hemen başında gerçekleşiyor. (Bu durumda neden üçüncü oluyor onu da sormayın artık) R O C K Y yazısı sağdan sola doğru kayarken fonda çalan o datdaradatdara ratrararatrara şeklindeki şarkı insanı gerçekten ciddi şekilde yoruyor. Bu kayıp için de 16 tane doritos gerekiyor.


Save as draft butonu sayesinde yazımı 2 günde tamamlama imkânına sahip olmam aslında kötü birşeymiş. Dün gece ROCKY II'yi de izlemiş olmamdan mıdır bilmem, bu yazı üzerine birşeyler ekleyesim gelmiyor açıkçası.

Film esnasında kaç tane doritos yemek gerekiyor onun hesabını da ilk yapan kişiye doritos alacağım.

İşte kazandıran blog diye buna derim ben.

Sunday, January 14, 2007

Neler oluyor

Uzun vakittir yazamıyorum sorunsalı devam ediyor. road to proje teslimi başlıklı yazıyı da yazıdan saymayacağımıza göre, baya zaman olmuş.

bilmeyenler için last.fm mucizesinden bahsetmek istiyorum. (bu blogu okuyan kişilerden lastfm'i bilmeyen de yoktur gerçi ama çaktırmayın.) efendim müzikal anlamda hayatınızı ciddi anlamda değiştiriyor. bazen ambient dinlerken, bazen progressive rock dinleyebiliyorsunuz. bunları arkadaşlarınıza tavsiye edebiliyorsunuz, size önerilen yeni grupları görebiliyorsunuz ve bazı mp3leri ücretsiz indirerek hmm bakayım bu grup da neymiş diyerekten aydınlanma çağına hızlı bir giriş yapıyorsunuz. hatta lastfm'e bağlanabilen bi mp3player (empiüç olarak okunur.) yapılırsa ciddi güzellikler oluşacaktır şu köhne dünyada.

bu arada dün doğumgünü'nü kutlamış olduğumuz endere bir de buradan hayırlı olsun yeni yaşın demeyi bir borç biliyorum. kendisiyle ibrahim tatlıses'in dansözü edasıyla danseden orçun arkadaşımızın da döktüğü kurtlara oha diyorum izninizle.

onun dışında oturup da buraya ciddi sıfatı kapsamında birşeyler yazıp yazamayacağımdan emin değilim. zira içim baymış durumda arkadaşlar. geleneksel finaller bitmeden kesmem sakalları kampanyam devam ederken, yapmam gereken şeylerin boyumu aşmış olması, ve bunların da kolay kolay yapılacak şeyler olmaması canımı sıkıyor. bu işler hani böyle yapması çok zor gözükmez ama cılık boktan şerefsiz bi sülük gibi yapışır ya paçana, öyle işler işte. ıyyyyy

cidden yazasım gelmiyor ya, bezdim bezdim.
bi de sigara içmeyin kardeşim benim gittiğim barlarda, bok gibi kokuyorum sizin yüzünüzden. su parası deterjan parası elektrik parası. ayıp yani.

Saturday, January 06, 2007

road to proje teslimi

evet efendim, proje proje dediler olur iyi hadi bakalım dedik. teslim teslim dediler elleri yukarı kaldırdık. görüldüğü üzere iğrenç espiri yapmaya zorluyor bu teslim dönemi insanı. yine de iyi gidiyor işler, en azından projeye bakıldığında. diğer finaller falan ne olacak hiçbir fikrim yok.

biliyorum herkesin ciddi şekilde umrumda bu derslerimle ilgili durumlar. o yüzden ilk paragrafı da bunlara ayırdım işte.

aslında yazacak da çok şey bulamadım. yeni bişeyler yapmadığımdandır. helldorado radyo eksen falan filan şeyine de gitmek lazım diye düşünüyorum.

haydi bakalım.

Thursday, January 04, 2007

Runjeeeee Runjeeeee

http://www.youtube.com/watch?v=L3ywy2EPHXg

Höydeaaa

Evet paragraf açmanın bedava olduğunu vurguluyor olmam kimilerince çalınmış olsa da, saçma başlık yazmanın da aslında bedava olduğunu korsancılardan korkmayarak açıklıyorum.

Efendim şu son günlerde tahminen ekşisözlük'te görüp de dilime dolamış olduğum gerizekasız lafını sizlerin de kullanmasını önemle şiddetle ve eşrefle istiyorum. bozuk türkçemin de sorumlusu öss sistemidir. vallahi billahi.

Ek olaraktan bugün makel sınavından öyle yada böyle elimden geleni yaparak çıkmış olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik sonrasında spora gidip yok abi ben yaşlanmışım demesem bile ohaaa insan 10 gün gitmezse neler oluyormuş yaauu demem üzücü oldu. neyse ki powerade var, hemen kazandım enerjimi. vallahi billahi.

Lan yoksa space tuşu az mı basıyor diye kıllanma geldi bu arada. Nedense bu tür düşünceler de gerçek olana kadar hep kalır bi köşesinde zihnimizin. Devrik cümle kurarak da çok şairane bir yapıya büründüm. Oysa şiir yazmam yemin billah. Belki de yazarım kimbilir.

Efendim bir de blogları direk sayfa sayfa gezmek yerine reader (ridır) üzerinden okuyanların da olduğu kulağıma gelen duyumlar arasında. Kendilerini neyse ki bugün Roma'ya yollayarak hayattan bir nebze olsun uzaklaştırdık. Bu sevimli göndermeden sonra karşı yanıt olarak ne gelecek (kantır ensır) merakla ve eşrefle bekliyorum.

Eşrefle ne demek bunu da tam olarak açıklayan birsinin bu yazıyı okumasını önemle istiyorum. Eşrefle kınanan bir türkçeyle yazmam belki de bu kişiyi bulmak içindir. Oysa benim türkçem çok düzgündür. vallahi billahi.

Tuesday, January 02, 2007

Bu kişi sen veya ben de olabilirdi.

İstiklal'de yürürken beyninden vuruldu

Taksim'de yılbaşı eğlencesinde havaya rasgele sıkılan mermi başına isabet eden üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Adem Doğan, bitkisel hayata girdi.

Hemen her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul- Taksim Meydanı'ndaki kutlamalar kana bulandı. Yeni yıl kutlamaları için Taksim Meydanı'na giden üniversiteli genç, nereden geldiği belli olmayan bir merminin başına isabet etmesi üzerine bitkisel hayata girdi. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Yüksek Okulu öğrencisi 20 yaşındaki Adem Doğan, yeni yılı karşılamak için 4 arkadaşıyla Taksim Meydanı'na geldi. Yeni yılın girilmesinin ardından İstiklal Caddesi'nde yürüyen Doğan, arkadaşlarını kaybetti. Bunun üzerine daha önceden buluşma yeri olarak planladıkları Mc Donald's'ın önüne gelen Doğan, burada arkadaşlarını beklemeye başladı. Ancak bu sırada nereden geldiği belli olmayan bir kurşun Doğan'ın kafasına isabet etti. Üniversitelinin kafasının sağ tarafından giren mermi, sol taraftan çıktı. Kanlar içerisinde kalan Adem Doğan yere düştü. Fakat kalabalık, Doğan'ın vurulduğunu fark etmedi. Bir süre sonra buluşma noktasına gelen arkadaşları, Doğan'ı kanlar içerisinde buldu. Apar topar Taksim İlkyardım Hastanesi'ne kaldırılan Adem Doğan, yoğun bakıma alındı. Yapılan tüm müdahalelere rağmen Doğan, bitkisel hayata girdi.

Powered By Blogger