Sunday, January 28, 2007

Ratatat & Maximo Park -27 Ocak 2007




Uzun zaman sonra konsere gidiyor olmam garip bi şekilde heycana yol açmıştı. Bir de ilk defa en önden konser izlemeye karar vermiş (daha doğrusu mevcut karara itiraz etmemiştim)
Kapı açılışı tabi ki gecikti, bekledik bekledik; en öndeki yerimize de yerleştik :) Vestiyerden verilen bıdı bıdı 1 numaraydı, gecenin ilk vestiyer müşterisi olmak da ayrı bir mutluluk tabi ki.

:: RATATAT ::

Sahne önünde kısa bir beklemeden sonra yukarıda gördüğümüz arkadaşlar sahneye çıktılar. Uzun saçlı olan Mike Stroud daha ilk notaya basışından itibaren ilginç kopuşlarıyla seyirciyi coşturmak yönünde yoğun bir azim göstermesine rağmen kısa saçlı daha efendi gözüken Evan Mast'ın bile "yau bu eskiden böyle değildi" şeklindeki bakışlarına maruz kaldı. Yapılan müzik ne yalan söyliyeyim, oldukça sıkıcı geldi bana. Yaratıcı oldukları kesin, fakat benim zevkime pek hitap etmedi.

Ratatat ile ilgili burada ilgi çekecek ufak bir olay oldu. Konser bittikten sonra toparlanırken yan tarafımızda duran kızlar playlist ve pena isteklerini çığırarak Mr. Masta iletmeye çalışıyorlardı. (Başarılı da oldular aslında) Bu esnada ben "Your shirt" diye bağırdım. Hep beraber güldük falan filan. 10 dakika sonra backstage'den geri dönüp bana grup t-shirt'ü fırlatmış olması karşısında kimse bi tepki veremedi, öylece ohaaa adama bak helal olsun dedik. Ha ben o t-shirt'ü giyer miyim diye sorarsanız, giymem; orası ayrı.

Olur da Ratatat'ın web sitesi nedir diye merak ediyorsanız http://www.ratatatmusic.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

:: MAXIMO PARK ::

Çok fazla dinlemeden gittiğim için şarkıları hakkında fazla fikrim yoktu diyebilirim. Hatta toplam 2 satır şarkı sözünden fazlasını bilmiyorum. (Zaten grup oldukça yeni sayılır, 1 adet albümleri çıkmış; 1 tanesi de yepisyeni çıkmış/çıkacak.)

Gruptaki elemanlar şu şekildeydi:

Gitar: Cengiz
Bas gitar: The Hindu Times
Bateri: Paul
Klavye: Paul's Brother
Vokal: Mario

Konser esnasında şarkıları pek bilmiyor olsam da ciddi şekilde eğlendim. Rock n coke'ta The Cure'u görüp öehh iğrenç bunlar sahnede sadece ayakta duruyolar diyip uyumaya giden birisi olarak, sahnede böyle enerjik, durmak bilmeyen ve seyirciyle devamlı iletişim halinde olmaya çabalayan bir grup izlemek oldukça keyifliydi. Özellikle grubun vokali için ayrı bir paragraf açılması gerekiyor ama üşeniyorum. Maximo Park konserde ilk albümü yanısıra yeni albümünden de şarkılar çaldı ve ikinci albümleri de oldukça güzel olacağa benziyor. Özellikle çaldıkları şarkıları gerçekten güzel çalmalarının yanısıra performansları, eğlenmeye zıplamaya doymamaları bu grubu sevdiğim ve tekrar gelseler gene giderim diyeceğim gruplardan birisi yapıyor. Kendileri de zaten uzun yıllar kaliteli şeyler sunacak potansiyelde olduklarını oldukça açık bir şekilde belirtiyorlar. Artık merak edip bir kaç şarkılarını indirirsiniz :)

Friday, January 26, 2007

Maximo Park

Uzun zamandır konsere gitmiyorum, yarın Maximo Park konseri ile bu suskunluğum son bulmuş olacak. Aslında çok fazla dinlememiş olduğum bir grup, dinlediğim kadarıyla eğleneceğimden eminim; ama bedava olan şu ekstra paragraflardan açabilecek kadar bilgi ve fikir sahibi değilim. Pazar günü dün gece şöyle şöyleydi diyerekten sizlere düşüncelerimi açarım artık.

Last.fm hazretlerinden aldığım tavsiyeler üzerine The Flaming Lips isimli grubun bir albümünü indirdim. (Albüm: Yoshimi Battles The Pink Robots) Henüz 1 kere dinleyebildim şarkılarını, çok da dikkatli olmasam da fonda oldukça güzel geldi kulağa. Elektronik ögeleri oldukça güzel oturtmuşlar gibi, şarkıların tempoları da baymayacak ve insanı yormayacak cinsten.

Last.fm'den okuyabileceğiniz yazıyı da buraya koyayım da şekil olsun:

The Flaming Lips are an idiosyncratic and acclaimed American psychedelic pop/rock band, formed in Oklahoma City, Oklahoma in 1983. Rumor is that they stole their first instruments from a local Church.

Although grounded in an indie rock/post-punk approach to rock music, The Flaming Lips are known for their lush, multi-layered arrangements, spacey lyrics and bizarre song titles. They are also acclaimed for their elaborate live shows, which typically feature animal suits, puppets, streamers, video projections and complex stage light configurations. In 2002, Q magazine named The Flaming Lips one of the "50 Bands to See Before You Die".

The group recorded several albums and EPs on an indie label in the 1980s and early 1990s. After signing to Warner Brothers, they scored a top ten hit in 1994 with The Flaming Lips – She Don't Use Jelly. Although it would be their only hit single, the band has maintained critical respect and, to a lesser extent, commercial viability with sonically majestic albums such as 1999's The Flaming Lips - The Soft Bulletin and 2002's The Flaming Lips - Yoshimi Battles the Pink Robots.

The Flaming Lips' 11th studio album, The Flaming Lips - At War With The Mystics, was released by Warner Brothers on the 4th of April 2006.

Throughout their career, band members have come and gone, but currently The Flaming Lips consist of Wayne Coyne (lead vocals, guitars and piano), Michael Ivins (backing vocals, bass guitar and piano), Steven Drozd (backing vocals, guitar, bass guitar, keyboards/synthesizers and drums) and Kliph Scurlock (drums).

Thursday, January 25, 2007

Uyarı

Lütfen Deja-vu filmine gitmeyin. Gitmek isteyenleri uyarın.

alan

alan. bazen ilkokulda hesaplamak için kıçımızı başımızı yırttığımız, birşeyler satan kişiler için olmazsa olmaz; hatta yaşam amacı olmuş olan kişi. vb. şekilde bir sürü farklı anlamlara yorabileceğimiz bir kelime. benim başlık yazarken aklıma gelmiş olan anlam ise kendime ait olması gereken -bazen olan bazen olamayan- ve gözle göremeyeceğimiz alan. evet o kişisel alandan bahsediyorum.
bu sıralar kafamı kurcalayan şeyler var, kendimce cevabını bulabiliyorum aslında ama cevabını bulamadığını düşündüğüm kişiler için acaba gerçekten göremiyorlar mı benim gördüklerimi yoksa işlerine mi gelmedikleri için görmüyorlar diye ciddi şekilde merak ediyorum. insanın kendi alanı içerisinde neler olmalı diye düşününce bulduklarım ise aslında gerçekten çok normal olan şeyler. Çok basit şeyler hatta: Mesela bir durumu paylaşamama özgürlüğü; hepimizin sırları olmalı değil mi?

İşte bu noktada bazen bazı kişilerle bir çatışma yaşanıyor. Yani insanlar kendi yakınlıkları dahilinde bazı şeyleri -daha doğrusu herşeyi- bilmeleri gerektiğini düşünüyorlar.

Yakın olmak, arkadaş olmak, dost olmak, akraba olmak.. Bunların hiçbiri bir insanın sınırlarının diğeriyle içiçe olmasını gerektirmiyor. Aksine bireylerin ayrık durmasının aradaki bağları daha güçlü tutacaktır ve daha sağlıklı bir ilişki ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.

Thursday, January 18, 2007

Değişim

Uzun zamandır planlanan Rocky Geceleri başlamış durumda. Anlaşıldığı üzere tek gecede beş bölümü birden izlemek imkânsız. Şöyle ki insan izlerken yoruluyor.

Buyrun ne kadar enerji harcanıyor, bunu dengelemek için ne yapmalıyız hesaplayalım.

Öncelikle altyazı yoksa, Rocky kardeşimizin Zenci-İtalyan aksanı nedeniyle ciddi şekilde efor harcamak gerekiyor. Bu esnada konuşulanları anlamaya çalışırken yaklaşık 12 doritos'tan alınacak miktarda enerji kaybediliyor. Acı bir durum da, kaybedilen enerjiyi geri kazanmak için doritos yerken çıkan hoşşurt hoşşurt sesleri anlamayı bir nebze daha güçleştiriyor. Bunun sonucunda önceden belirlenmiş olan 12 doritos'u 1,2 katsayısı ile çarpmak gerektiği klinik deneyler ile kanıtlanmış durumda.


İkinci enerji kaybı ise çok ağır bir şekilde oluyor. Konuşmaları anlamak üzere harcanan efor sonrası başarılı olunduğunda, konuşmaları anlamak için gösterilen çabanın gerçekten gereksiz olduğu farkediliyor. Buradan da 18 adet doritosu enerji gereksinimi başlığı altına yazıyoruz hemen.


Üçüncü enerji kaybı ise filmin hemen başında gerçekleşiyor. (Bu durumda neden üçüncü oluyor onu da sormayın artık) R O C K Y yazısı sağdan sola doğru kayarken fonda çalan o datdaradatdara ratrararatrara şeklindeki şarkı insanı gerçekten ciddi şekilde yoruyor. Bu kayıp için de 16 tane doritos gerekiyor.


Save as draft butonu sayesinde yazımı 2 günde tamamlama imkânına sahip olmam aslında kötü birşeymiş. Dün gece ROCKY II'yi de izlemiş olmamdan mıdır bilmem, bu yazı üzerine birşeyler ekleyesim gelmiyor açıkçası.

Film esnasında kaç tane doritos yemek gerekiyor onun hesabını da ilk yapan kişiye doritos alacağım.

İşte kazandıran blog diye buna derim ben.

Sunday, January 14, 2007

Neler oluyor

Uzun vakittir yazamıyorum sorunsalı devam ediyor. road to proje teslimi başlıklı yazıyı da yazıdan saymayacağımıza göre, baya zaman olmuş.

bilmeyenler için last.fm mucizesinden bahsetmek istiyorum. (bu blogu okuyan kişilerden lastfm'i bilmeyen de yoktur gerçi ama çaktırmayın.) efendim müzikal anlamda hayatınızı ciddi anlamda değiştiriyor. bazen ambient dinlerken, bazen progressive rock dinleyebiliyorsunuz. bunları arkadaşlarınıza tavsiye edebiliyorsunuz, size önerilen yeni grupları görebiliyorsunuz ve bazı mp3leri ücretsiz indirerek hmm bakayım bu grup da neymiş diyerekten aydınlanma çağına hızlı bir giriş yapıyorsunuz. hatta lastfm'e bağlanabilen bi mp3player (empiüç olarak okunur.) yapılırsa ciddi güzellikler oluşacaktır şu köhne dünyada.

bu arada dün doğumgünü'nü kutlamış olduğumuz endere bir de buradan hayırlı olsun yeni yaşın demeyi bir borç biliyorum. kendisiyle ibrahim tatlıses'in dansözü edasıyla danseden orçun arkadaşımızın da döktüğü kurtlara oha diyorum izninizle.

onun dışında oturup da buraya ciddi sıfatı kapsamında birşeyler yazıp yazamayacağımdan emin değilim. zira içim baymış durumda arkadaşlar. geleneksel finaller bitmeden kesmem sakalları kampanyam devam ederken, yapmam gereken şeylerin boyumu aşmış olması, ve bunların da kolay kolay yapılacak şeyler olmaması canımı sıkıyor. bu işler hani böyle yapması çok zor gözükmez ama cılık boktan şerefsiz bi sülük gibi yapışır ya paçana, öyle işler işte. ıyyyyy

cidden yazasım gelmiyor ya, bezdim bezdim.
bi de sigara içmeyin kardeşim benim gittiğim barlarda, bok gibi kokuyorum sizin yüzünüzden. su parası deterjan parası elektrik parası. ayıp yani.

Saturday, January 06, 2007

road to proje teslimi

evet efendim, proje proje dediler olur iyi hadi bakalım dedik. teslim teslim dediler elleri yukarı kaldırdık. görüldüğü üzere iğrenç espiri yapmaya zorluyor bu teslim dönemi insanı. yine de iyi gidiyor işler, en azından projeye bakıldığında. diğer finaller falan ne olacak hiçbir fikrim yok.

biliyorum herkesin ciddi şekilde umrumda bu derslerimle ilgili durumlar. o yüzden ilk paragrafı da bunlara ayırdım işte.

aslında yazacak da çok şey bulamadım. yeni bişeyler yapmadığımdandır. helldorado radyo eksen falan filan şeyine de gitmek lazım diye düşünüyorum.

haydi bakalım.

Thursday, January 04, 2007

Runjeeeee Runjeeeee

http://www.youtube.com/watch?v=L3ywy2EPHXg

Höydeaaa

Evet paragraf açmanın bedava olduğunu vurguluyor olmam kimilerince çalınmış olsa da, saçma başlık yazmanın da aslında bedava olduğunu korsancılardan korkmayarak açıklıyorum.

Efendim şu son günlerde tahminen ekşisözlük'te görüp de dilime dolamış olduğum gerizekasız lafını sizlerin de kullanmasını önemle şiddetle ve eşrefle istiyorum. bozuk türkçemin de sorumlusu öss sistemidir. vallahi billahi.

Ek olaraktan bugün makel sınavından öyle yada böyle elimden geleni yaparak çıkmış olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik sonrasında spora gidip yok abi ben yaşlanmışım demesem bile ohaaa insan 10 gün gitmezse neler oluyormuş yaauu demem üzücü oldu. neyse ki powerade var, hemen kazandım enerjimi. vallahi billahi.

Lan yoksa space tuşu az mı basıyor diye kıllanma geldi bu arada. Nedense bu tür düşünceler de gerçek olana kadar hep kalır bi köşesinde zihnimizin. Devrik cümle kurarak da çok şairane bir yapıya büründüm. Oysa şiir yazmam yemin billah. Belki de yazarım kimbilir.

Efendim bir de blogları direk sayfa sayfa gezmek yerine reader (ridır) üzerinden okuyanların da olduğu kulağıma gelen duyumlar arasında. Kendilerini neyse ki bugün Roma'ya yollayarak hayattan bir nebze olsun uzaklaştırdık. Bu sevimli göndermeden sonra karşı yanıt olarak ne gelecek (kantır ensır) merakla ve eşrefle bekliyorum.

Eşrefle ne demek bunu da tam olarak açıklayan birsinin bu yazıyı okumasını önemle istiyorum. Eşrefle kınanan bir türkçeyle yazmam belki de bu kişiyi bulmak içindir. Oysa benim türkçem çok düzgündür. vallahi billahi.

Tuesday, January 02, 2007

Bu kişi sen veya ben de olabilirdi.

İstiklal'de yürürken beyninden vuruldu

Taksim'de yılbaşı eğlencesinde havaya rasgele sıkılan mermi başına isabet eden üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Adem Doğan, bitkisel hayata girdi.

Hemen her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul- Taksim Meydanı'ndaki kutlamalar kana bulandı. Yeni yıl kutlamaları için Taksim Meydanı'na giden üniversiteli genç, nereden geldiği belli olmayan bir merminin başına isabet etmesi üzerine bitkisel hayata girdi. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Yüksek Okulu öğrencisi 20 yaşındaki Adem Doğan, yeni yılı karşılamak için 4 arkadaşıyla Taksim Meydanı'na geldi. Yeni yılın girilmesinin ardından İstiklal Caddesi'nde yürüyen Doğan, arkadaşlarını kaybetti. Bunun üzerine daha önceden buluşma yeri olarak planladıkları Mc Donald's'ın önüne gelen Doğan, burada arkadaşlarını beklemeye başladı. Ancak bu sırada nereden geldiği belli olmayan bir kurşun Doğan'ın kafasına isabet etti. Üniversitelinin kafasının sağ tarafından giren mermi, sol taraftan çıktı. Kanlar içerisinde kalan Adem Doğan yere düştü. Fakat kalabalık, Doğan'ın vurulduğunu fark etmedi. Bir süre sonra buluşma noktasına gelen arkadaşları, Doğan'ı kanlar içerisinde buldu. Apar topar Taksim İlkyardım Hastanesi'ne kaldırılan Adem Doğan, yoğun bakıma alındı. Yapılan tüm müdahalelere rağmen Doğan, bitkisel hayata girdi.

Powered By Blogger