Şakası bile kötü tabi, bu kuduz denen hastalığa kapıldıktan sonra yapacak çok şey kalmıyormuş diye öğrendim bugün. Olayın gelişmi şu şekilde:
Evden çıktım ve kendimi yollara vurdum. Önce tercüme bürosuna gittim, malum vize için çevirisi yapılması gereken 3 adet yazı var. Bunları teslim ettim elemanlara, yarın sabah alırım falan dedim onlar da tamam uygundur dediler. Bu arada bu 3 sayfanın çevirisinin de 70 Ytl tutuyor olması ayrı bir güzellik. Tercüme bürosundan çıktıktan sonra yine kendimi yollara vurdum.
Beşiktaş'a ulaştıktan sonra belirlenmiş günlük aktivitem olarak Tophane'ye doğru yola koyuldum. Yürüdüm yürüdüm yürüdüm. Rüzgarlı falandı ama oldukça eğlenceli geçti yürüyüş. Tabi evden çıktıktan 3 dakika sonra mp3 playerımın pili bitmemiş olsaydı çok daha iyi olurdu. Tophane'ye ulaşmam çok uzun sürmedi, dümdüz yol zaten yürümek de yormuyor öyle.
Efendim mevcut destinasyona ulaştıktan sonra dürüm söyledim yanına da gazoz söyledim. O sırada şerefsiz bir kedi (bkz. resim) dürümümden otlanmak istedi. Kendisine bunun mümkün olmadığını anlatmaya çalışsam da bir türlü anlamadı. Sonunda otopark mafyası benzeri bir davranışta bulundu ve elimi ısırdı. (Kendisine burdan eşşşooleşşek'lerimi yolluyorum.)
Daha sonra da aşı falan oldum işte. Hadi geçmiş olsun.
Thursday, February 01, 2007
Kuduz'un günlüğü
Posted by
Atakan
at
7:30 PM
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

1 comment:
hade beaaa! geçmiş olsun be bru. Ne kadar süre yiyeceksin bu iğneyi? yasaklanan falan bişiler var mı? Sen daha sev yolda bulduun kedileri.
Post a Comment