Evet yılların turizmcisi olarak ( valla billa ) sizlere son gezimden bahsedip, objektiflikten oldukça uzak yorumlar yapacağım. Öncelikle sizleri baymayacak tarihi olgulardan (facts) bahsedeceğim.
9. yy'da kurulmuş Prag şehri 496km2'lik bir alan üzerine yayılmış durumda. Şehir Çek Cumhuriyeti'nin başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri. Prag şehrinin takma isimleri arasında "the mother of cities" dikkatimi çekti, fakat pek inandırıcı bulmadım. Diğer takma isimler ise "city of a hundred spires" ve "the golden city".
31 Aralık 2006 yılındaki sayım sonucunda Prag'da 1,188,126 adet kişinin yaşamakta olduğu belirlenmiş. Şehrin ortasındaki Vltava, Çek Cumhuriyeti'nin en uzun nehridir (430 km uzunluğunda).
Bu kadar lüzumluluğu tartışılır bilgi verdikten sonra artık gözlemlere geçebiliriz.
Genel olaraktan
Şehre varınca zaten ilk dikkati çeken şehrin tarihi yapısı oluyor. Arnavut kaldırımı olmayan sokak neredeyse yok gibi (patenciler hiç boşa yanlarında taşımasınlar), binalar ise -ne kadar anladığım malum olsa da- daha çok barok döneme ait. Yeni yapıya rastlamak ise gerçekten oldukça zor. Şehirde çok fazla turist var, ek olarak çok fazla siyahi uyuşturu ot mot satıcısı var. Çok sayılabilecek sayıda da hayat hatunu var, ama bizim burdakilere göre oldukça çirkinler.
Para birimi olarak kron kullanmaktalar, ama ben para demeyi tercih ediyorum. Genel olarak para satıp € alacaksanız ~31 Para = 1€ şeklinde kur var. Eğer €'nuzu satıp para alacaksanız o zaman biraz kazık yeme ihtimaliniz oluyor. Kur ise 21 ile 26 arasında değişiyor. Eğer çok şanslıysanız iyi fiyata bozduracak yerler bulunabiliyor, ama bulması da kolay değil. Bana nerde bozdurabilirim diye sorarsanız ben iyi yer bilmiyorum derim çünkü grup olarak bozdurma işlemi yaptığımız için farklı kur geçerli olmuştu.
Yeme içme
Şehirde en çok dikkati çeken iki restoran Mcdonalds ve Kfc. Özellikle McDonald's çok fazla var ve bunların en azından yarısı 24 saat açıklar. Ayrıca euro ile alışveriş yapmak da mümkün. Fakat para üstünü çek parası olarak veriyorlar. Onun dışında güzel restoranlar da mümkün. Pizzaların fiyatı 120 papel civarında, bu da yaklaşık 5-6 avrupa papeline denk geliyor.
İçme konusunda ise her prag yolcusunun yaptığı gibi absinth (okunuşunun absan olduğunu iddia eden bir mekan sahibiyle muhabbet ettik) denemek gerekli. Yanlız, shot yapmaktan ziyade 4cl absinth üzerine yine eşit miktarda su ekleyip long drink olarak içilince daha iyi olduğunu gördük. Daha doğrusu, shot yapmadığım için kıyaslayamayacağım ama su ile oldukça iyi oluyor. Ayrıca ciddi şekilde neşelendiriyor insanı, ama 1 tane yeterli. Onun dışında pizzanın yanında kırmızı şarap tercih edilebilir.
Eğer daha ucuza doymak isterim derseniz Albert süpermarket zincirini tavsiye etmekteyim. Aslında daha ucuza gelmiyor ama daha sağlıklı şeyler yeme şansına erişiyorsunuz. Marketleri sokakta pek aramayın, çünkü konsept icabı hepsi yer altında. Kimisi bir alışveriş merkezinin altındayken, kimisi metro istasyonu girişinde oluyor. Kasiyerler oldukça yavaş çalışmakta, sırada çok kişi olmasa bile işler çok yavaş ilerlemekte. Ayrıca süpermarketler 7 gün açık olmasıyla Türkiye'dekilere benzerken, bedava poşet vermemeleriyle Berlin'dekilere benzemekteler.
Bunun dışında bir ucuz alternatif de bizim Imbiss kavramı. 50-60 paraya sosisli ve kola menüsü almak mümkün. Amma velakin bir bockwurst tadına ulaşmak malesef mümkün değil.
Gece Eğlencesi
Öncelikle belirtmek isterim ki, kılabır bir insan değilim. Bu sebepten ötürü Prag'da aradığım eğlence türü kesinlikle dıpçıs değildi. Ayrıca kulüp denen ortam türüne Berlin'de de gitmek mümkün olduğundan ötürü amacım yerel -parantez içinde traditsyonel- bir bar bulmaktı. Amma velakin bunu pek başaramadığım için ilk gün gittiğim kolpa kılaptan bahsedeceğim.
Giriş için 120 para verdim ki bunun artık avro olarak ne kadara geldiğini hesaplamanız için gerekli bilgi yazımın başında verildi. Bu sebepten ötürü yazmıyorum. Gittiğimiz kulüp TAM TAMINA 5 KATLIYDI!! şeklinde bir heyecan yapmıyorum, fakat yine de bu 5 katlı olduğu gerçeğini değiştirmiyo.
Giriş katınca çirkin bir kadın striptiz yapmaya nazlanırca dansediyordu. 3 saniye falan izleyince sıkılmayana gerçekten abaza damgası basıyorlardı.
Bir üst katta normal dansediyordu insanlar. Dıpçıs müzik vardı yani.
Onun üst katında swingimsi birşeyler çalıyordu, burada takılınabilir yauuu şeklinde bir düşünce oluştu fakat yine de üst katlara bakalım dendi.
4. katta deenns kontesst vardı fakat ilgi çok büyük olduğu için ve bu kişilerin tahminimce oksijen solunumu yapmıyor olmaları sonucu, ki ortamda oksijen yoktu demeye çalışıyorum, bir üst kata çıkma kararını almak çok gecikmedi.
Son katımıza geldik. Heyecan büyük tabi alıştınız fıkralarda mevzunun hep son sırada olmasına, bunda da büyük olayı sonda bekliyorsunuz. Evet son katta çıplak dansetmek zorunluydu. Hemen tüm kıyafetlerimizi çıkardık ve kendimizi müziğin ritmine bıraktık.
Gündüz Eğlencesi
Yürümeyi seviyorsanız oldukça eğlenceli.
Korkarım yazımın sonuna gelmiş bulunuyorum. Daha yazılacak şeyler yok mu sorusunun cevabı "var olmaz olur mu" ama benim yazasım yok. Hatta Almanca konuşuyor olsaydık bokum yok derdim. Artık anlayan anlar. Hadi bakalım geçmiş olsun...
Tuesday, May 29, 2007
Prag Neymiş, Ne Değilmiş?
Posted by
Atakan
at
3:54 PM
3
comments
Labels: Seyahat
Saturday, May 19, 2007
19 Mayıs
Günün anlam ve önemini anlatabilecek kişi ben değilim, ama hatırlatmakta yarar var.
Hadi bakim.
Posted by
Atakan
at
5:03 PM
0
comments
Thursday, May 17, 2007
font değişikliğine gidiyorum, belki sıkıntıyı atlatmaya yardımcı olur diye. ama cevap belli, farklı birşey yok.
neden çok fazla uykum olduğunu araştırmaya bile üşeniyorum.
çatalım da yok.
çok fena baydım
Posted by
Atakan
at
9:46 PM
0
comments
Monday, May 14, 2007
Varsa Kaderde Üzülmek
Yok yok konu ben değilim. Kader beni üzmek istiyorsa ona da yapacak birşey yok, fakat az sonra okuyacaklarınız konu olarak beni işlememekte. Hani üzülmem için can atanınız varsa okumayabilir ondan diyorum.
Şimdi efendim dün 21 gram izledikten sonra bugün nispeten daha hafif bir film izlemek uygun olur diye düşündüm ve bu esnada da Cem'in abi Final Destination ısrarlarına daha fazla karşı koymayayım diye yepyeni bir düşünce belirdi kafamda. Sonucunda da filmi izledik.
Şimdi film aslında basit gibi gözükse de derinden gelen bir güzelliği var. Bunu anlamak için ise yüksek bir entellektüel seviyeye sahip olmak gerekiyor. Fakat bir ipucu isterim diyorsanız hemen alttaki paragrafı okuyabilirsiniz.
---------- Entellektüel Tavsiye -----------
Filmdeki tema ölümün tasarlanıyor olması. Filmi izlerken aynı şekilde izleyiciden bir tasarlama davranışı gelmekte.
Örnek olarak,
Oha bak şimdi su geliyo kadının ayağı kaysa sonra kafasını masanın köşesine çarpsa; ondan sonra da evin üzerine bir ufo düşte kadının bacakları kopsa ve acı içinde ağlarken kendi sesi öyle bir frekansa gelse ki beyni havaya uçsa.
Tabi böyle olmuyor, bambaşka bir ölümle karşılaşıyorsunuz.
--------- Yazının devamı -----------
Özetlemek gerekirse, filmi büyük beklentiler içerisinde olmadan izlediğinizde memnun kalmanız pek olası. Fakat öyle film bittikten sonra alınan mesajlar ile yok efendim günümü gün edeyim, hayatımı daha kaliteli yaşayayım, yepisyeni bir felsefe güdeyim gibi bir beklentiniz varsa sonunda üzülmeniz mümkün.
Ek olarak, torrent kullanımını arttırması bakımından direk link verirdim fakat sizlerin araştırmacı kişiler olmanızı görmek beni daha mutlu eder. Bu sebepten ötürü filmi indirmek isteyen arkadaşlar http://www.mininova.org adresine giderek gerekli işlemleri kolayca yapabilir.
Ek bilgi: Final Destination 2 ve 3 de izleyicilere çoktaan sunulmuş durumda. Onları da izleyebilirsiniz. Fakat yine de büyük beklentilere sahip olmayınız. Sonra film boktan olmuş diye mızıldıyosunuz.
Posted by
Atakan
at
1:01 AM
0
comments
Labels: Sinema
Saturday, May 12, 2007
21
How many lives do we live? How many times do we die? They say we all lose 21 grams... at the exact moment of our death. Everyone. And how much fits into 21 grams? How much is lost? When do we lose 21 grams? How much goes with them? How much is gained? How much is gained? Twenty-one grams. The weight of a stack of five nickels. The weight of a hummingbird. A chocolate bar. How much did 21 grams weigh?
---
Biraz geç de olsa uzun zamandır masa üstüme duran bu filmi izleyebildim.
Yönetmeni Alejandro González Iñárritu, Babil'in yönetmeni oluyor yani.
Babil de ciddi şekilde hoşuma gitmişti, bu film de aynı şekilde oldu.
Oturup filmi anlatacak değilim, amma velakin izlemeyen varsa tavsiye ediyorum.
Ek olarak filmin müziklerini beğendim.
Bu adrese giderek soundtrack listesini görmeniz mümkün.
Torrent'ini falan bulursam editler eklerim, fakat pek bulunacak gibi gözükmüyor.
Posted by
Atakan
at
8:40 PM
3
comments
Friday, May 11, 2007
şikayetçiyim
son zamanlarda bir bezginlik var üzerimde.
şikayetçi olduğum şeyleri sıralıyorum efendim
- okul zor geliyo
- almanca zor geliyo
- odam hemen dağılıyo, toplamıcam o yüzden
- bulaşık
- çamaşır
- yemek
- yağmur
- yağmur
- yağmur
- gri gökyüzü
- biten portakal suyum
- çalınan elmam
- kayamadığım kaykayım
- kayamadığım patenlerim
- uzayan tırnaklarım
- takmaya üşendiğim yorgan kılıfım
- bitiremediğim kitabım
- rusça
Posted by
Atakan
at
4:30 PM
0
comments
Thursday, May 10, 2007
FTK '07
Aldık kupayı haydi bakalım.
Tebrik ediyorum bizim oyuncuları, öbür oyuncuları da tebrik ediyorum.
Tigana'ya da yolun açık olsun diyorum, antrenör olarak beğenmesem de insan olarak taktir edilmesi şart.
http://www.milliyet.com.tr/2006/08/18/spor/resim/aspo.jpg
adresinde Mali'li kimsesiz çocuklar ile çektirmiş olduğu fotoğraf mevcut.
Posted by
Atakan
at
2:22 AM
0
comments
yine
yazıcam yazıcam, söz.
bu arada 2 aydır berlindeyim.
zaman hızlı akıyor.
time's moving slow, the minutes seem like hours diyen james abi'ye selamlar.
Posted by
Atakan
at
2:13 AM
0
comments
