Monday, February 18, 2008

Ayça Şen - Saatçi Bayırı

"Hamileliği sırasında içki içtiği için benim spastik olduğumu söylerlerdi onu çekemeyenler. Gerçek payı olsa bile buna hiç inanmadım. Gerçekliği kanıtlanmaya yüz tutan zamanlarda konuyu kapatıp, biraz da kendime acıyıp, sonra anneme daha da acıyarak unutuverdim. Bu şans oyunu gibi bir şeydi. Spastiklik varsa, birileri de olmak zorundaydı. Bu sadece kısa çöpü seçmek gibi bir şeydi ve çok da fena değildi; uzun olan yüzlerce çöpten birini seçmektense, kısa olan birini seçmek daha seçkindi çünkü. Buna böyle bakmaktan başka çare yok üstelik. Anneme hiçbir zaman kızmadım bu konuda. Belki de beni yaşıtlarımdan farklı kılan bu oldu. Birilerinin birilerinden farklı olması gerekir. Herkes aynı olsaydı bu dünyada yaşamanın hiçbir anlamı kalmazdı."


Bilenler bilir kitap okuma konusundaki üşengeçliğimi fakat bunu yenmek için çabaladığımı. Yukarıdaki sözler de başlıktan anlaşılabileceği üzere Saatçi Bayırı isimli romandan alıntı.

Kitabın yaklaşık 400 sayfasından neden bu bölümü işaretledim şu anda hatırlamıyorum aslında.. Belki içinde bulunduğu zor duruma bir şekilde ayak uydurup olumlu açısından bakabilen bir spastikten etkilenmişimdir, belki de insanların farklılığa karşı duydukları korku ve aynı andaki isteği sorgulamama yardımcı olmuştur; bilemiyorum.

Tabi kitabın sadece 10-15 satırlık bir bölümüne de takılmamak gerekiyor.

Kitap konusunda kimseye tavsiye vermek haddime değil sanırım, yine de bu kitabı okumak büyük kazanımlar umulmadığı takdirde yararlı bir hareket olabilir.

Sunday, February 17, 2008

Microsoft Flight Simulator 2004

Bundan çok zaman önce (yanılmıyorsam 6-7 yıl önce - sallıyor da olabilirim) Microsoft'un Flight Simulator serisi ile tanışmıştım. Tabi klavye ile oynanmaya çalışıldığında tamamen hüsranla sonuçlanıyor.

Olayın joystick ile oynanması gerektiğini anlayamayacak kadar şuursuz olan kesim ise bu oyun boktan, oynamıyorum işte diyerek uninstall olayına girişiyor.

Bu sefer durum farklı oldu. Staj döneminin sıkıcılığını atmak için arayışlardayken Microsoft Flight Simulator 2004 oyununu edindim. Tabi oyunun son versiyonu 2004 değil, MSF X olarak piyasada.

Oyunda havacılık ile çok içli dışlı olmayanların hayatlarında hiç görmedikleri, içli dışlı olanların da tahminimce yeterli bulacağı miktarda uçak çeşidi mevcut. Her şehrin havaalanının gerçekçi bir şekilde oyuna eklenmiş olduğunu, GPS sistemi ise %100'e yakınlaşan seyahat gerçekçiliği oldukça etkileyici.

Özellikle Sabiha Gökçen'den kalkıp Türkiye içi uçuşlar gerçekleştirmek garip bir eğlenceye sahip. Aslında hiçbir şey yapmıyor gibi gözüküyor insan, fakat eğlence olayın gerçekçiliğinde saklı. Yani annemin dediği gibi, tam kendine göre bir oyun bulmuşsun, tembel tembel duruyorsun başka yaptığın birşey yok yorumuyla karşılaştığınızda şaşırmayın, aksine tebessüm edin.

Şimdi oyunu güzel kılan bir diğer faktöre geliyorum. Teknosa'ya gidip 36-37 YTL fiyatındaki Logitech Attack3 joystick almanızı tavsiye ediyorum. Oyunun çehresini değiştirmesi bir yana, bu aksesuarınız yoksa hiç boşuna kasmayın, bilgisayarınızda boşuna yer doldurmayın.

Sakin sakin uçmaktan sıkılırım ben diyorsanız, biraz daha beklemenizi öneriyorum. Zira bulabildiğim uçmalı savaş oyunlarını da kısa zamanda test etmeyi düşünüyorum.

Saturday, February 16, 2008

Döküm Stajı

Tembel olmasam da, elimde olmayan şartlar sebebiyle stajlarım 4. sınıfa kadar sarktı. Babam bu durumu bende çalışma götü olmadığı şeklinde yorumlasa da, yapabileceğim birşey yok.

Öğretim planında toplam 90 iş günü staj yapmamız zorunlu. Talaşlı, talaşsız, döküm, kaynak, işletme ve fabrika organizasyon olmak üzere pratik bilgiler kazanmamızın hedeflendiği bir süreç bu.

Sabah 6da uyanmak gerçekten çok zorluyor insanı. Akşam 10da yatınca sorun olmuyor aslında, fakat yılların alışkanlığından ötürü akşamları 1den önce yatamıyorum.

Dökümhane ortamı malesef olması gerektiği kadar sağlıklı değil. İçerideki kirli havayı dışarı verecek yeterli donanım yok. Haliyle akşamları eve geldiğinizde burnunuzu temizlemeniz durumunda sümüklerinizin (veya sümüğünüz demem gerekebilir, sümük çoğul oluyor mu bilmiyorum..) simsiyah olduğunu görüyorsunuz.

Bunun yanısıra ellerinizin kaptan mağara adamı kıvamına geldiğini de söylemeden edemeyeceğim. Bir haftadır hergün nemlendirici krem kullanmama rağmen halen bir yılan edasıyla deri değiştirmeye devam ediyorum.

İnsan birşeyler öğreniyor mu? Pek tabi öğreniyor, fakat 10 iş günü yerine 5 iş günü olması çok daha isabetli olacaktır diye düşünüyorum.

İşin detayına çok girmesem de, dökümhanede asgari ücret ile ayın sonunu zor getirerek çalışan işçilere üzülmemek elde değil. İşin daha da kötüsü, bu kişilerin aslında bir işe sahip oldukları için ülkemiz koşullarında şanslı sayıldıkları...

Sunday, February 10, 2008

Donald Duck

Huyum değildir fakat bu videoyu sizlerle paylaşmak zorundayım.


Die Happy

Last.fm aracılığıyla bulduğum Die Happy grubu oldukça güzel müzik icra etmekte.
Grup hakkında daha detaylı bilgiyi sayfama ekleyeceğim.
Mümkünse bu gruba bir şans verin, pişman olmayacaksınız.

Wednesday, February 06, 2008

Kabalcı Kitabevi

Kabalcı Yayınları'na etiketin yarısı kampanyası düzenlenmekte. Kaçırmayın derim.

Saturday, February 02, 2008

Feuerengel Konseri

Final döneminin tam ortasına kondurulmuş olan Feuerengel konseri Studio Live'da yapıldı. Gruptan ve konserden kısaca bahsetmek istiyorum, zira kahvaltı hazırlamam gerekiyor..

Efendim bilidiği üzere dünyada tribute band olayları oldukça yaygınlaşmakta. Tribute band ise bir kaç insanın bir araya gelip çok sevdikleri, hatta taptıkları bir grubun taklidi olma yönündeki çabasından ibaret. Yani o ünlü grubun kolpa sanayisi oluyorlar diyebilirim.

Feuerengel de aynı şekilde, Rammstein'ın tribute band'i. Yani Rammstein gibi giyiniyorlar, Rammstein gibi davranıyorlar, Rammstein'a benzer şovlar yapıyorlar ve tabi ki Rammstein çalıyorlar. Berlin'de bile Rammstein konseri göremediğimiz için, madem orijinali yok biz de taklidini izleriz diyerekten gittik konsere. (ben, Cem, Ender -alfabetik sıraya göre dizilmiştir-)

Açılış şarkısı konserden önce fazlaca dinlediğim "Reise Reise" oldu. Şöyle tam coşayım diye düşünüyordum ki şarkının başındaki Heee Höö Heee Höö efektinin yerine tam anlamıyla çocuk parkını andıracak kalitede bir efektle karşılaştık. Neyse dedik şarkının devamını ilgiyle takip ettik.

Grup genel olarak "iyi niyetliydi" diyebilirim. Konser de eğlenceli geçti. Fakat StudioLive'ın plazma televizyonlarında Rammstein DVD'si oynatılması çoğu zaman sahneye değil de ekrana bakmama sebep oldu.

Bir de Seeman dinleyememek beni üzdü. Oysa Du Hast manyaklarının Mainstream'den biraz kurtulup Seeman'a yüklenmeleri fena olmazdı. Hoş bu arada mainstrem dedim, Rammstein genel olarak öyle değilmiş gibi...

Grup hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız Google'da arama yapın. Size link çıkartamayacağım şimdi...

Yeniden Berlin

Bir önceki yazım pazar gününe kadardı. Bildiğiniz veya bilmediğiniz üzere pazar günü saat 03:30 uçağıyla (aslında pazartesi sabaha karşı oluyor) Berlin'e gittim.

Daha gitmeden önce çok fazla sorunla karşılaştım, ve bu sorunların son olmasını diliyordum. Malesef sorun yaşamasam da, bazı zorluklarla karşılaştım. Evden çıkarken gözüme uçak biletinin çıktıları takıldı, ve bu seferlik yanımda bulunsunlar bari dedim. İyi ki demişim.. Zira girişte her zaman tipimize bakıp ne kadar kalacaksın diye sorun polis amcalar bu sefer fazla kaprisliydi. Sıra bana geldiğinde şöyle bir diyalog yaşandı:

- Davetiyenizi görebilir miyim?
- Davetiyem yok, hostelde kalacağım.

- Hostel rezervasyon kağıdınız?
- Eeee... Yanımda değil, unutmuşum. Fakat Brunnenstraße'de hostelim. (Yazış)

- Ne zaman döneceksiniz?
- Önümüzdeki cuma, bakın uçak rezervasyonum burada.

- Yanınızda kaç para var?
- 70€.. Pardon 90.
- Yeterli değil, günlük 80€ para taşımanız gerekiyor.
- Kredi kartım var?
- Bakim?
- Aha bu
- Bu yanlız biraz eski gözüküyor.
- Yeterince çalışıyor. Ayrıca bu da var bakın. (İşte Üniversiteli kredi kartımı verdim: Limit 300YTL)
- Tamam bu daha iyi. Buyrun.

Şimdi anlamadığım olay şu.. Eğer ki yanımda kredi kartım olmasaydı (bu arada yanımda çok para olmamasının sebebi hem çok paramın olmaması hem de Melanie'ye güveniyo olmam :) ) bu adam beni içeri almayacak mıydı? Tahminen almayacaktı. Sonra ne olacaktı? Dönüş uçağım cuma günüydü. Beni nerede tutacaklardı, ne yiyip ne içecektim merak ediyorum.

Powered By Blogger