Uyandım, saate baktım 1:55'ti, ve gökyüzü aydınlıktı. Noluyo lan dedim.
Elektrikler kesilmiş efendim, saat de tabi lan avrupa birliğinde elektrikler kesilir mi falan derken yorgun düşüyor düşüne düşüne.
Neyse sonra geri yattım, tekrar kalktım.
Penceremden dışarı baktım şöyle bir, kar yağıyo ince ince. Dedim ki kendi kendime, bir pazar sabahı pencereden dışarıda yağan karı izlemekten daha güzel ne olabilir.. Sonra bugün cumartesi be gülüm dedim. Öyle işte.
Kar garip bir açıyla yağıyor, şöyle ben diyim 39 derece, siz diyin 141 derece.. Öyle de herkesi kucaklayan bir kar yağışı var hani bu memlekette..
Yeri gelmişken bilgisayarımın komik hatalarından birisini daha paylaşayım.. Durup dururken bilgisayara bağlı usb aygıtı tanımlanamadı mesajı çıkıyor. Takılı cihaz yokken birşeyi tanımlamaması mı daha kötü, yoksa tanımlaması mı daha kötü olurdu onun arayışındayım şu sıralar..
Arayış demişken.. Almanya'daki en ucuz şarabı arıyorum. Kriterim var tabi ki, şişelenmiş olacak ve en azından 75cl olacak. Mantarı plastik sallamasyon da olabilir. Şimdilik 1,49'a buldum ve kendisini ilginç şekilde herkes beğeniyor.
Beğenmek demişken.. Çok beğendiğim bu şehirde kendi tercihimle yaşıyo olmak arada hoşuma gidiyor. Yani hep gidiyor aslında da, arada bunu düşünüyorum. Bir yerde doğarsın, orada yaşarsın. Veya ailen sana der ki haydi şuraya taşınıyoruz, orada yaşarsın. Amma velakin herşeyden farklı ve güzel olanı ben burada yaşayacağım dedikten sonra orada yaşaman.
Bu arada hemen bir güncelleme, kar yağışı 37 dereceye döndü. Sizlere göre 143.. Öyle de herkesi kucaklayan bir kar yağışı var hani bu memlekette..
Saturday, November 29, 2008
Hele otur şöyle
Posted by
Atakan
at
10:47 AM
2
comments
Labels: geyik, şarap, trigonometri
Sunday, November 23, 2008
Nollendorfstrasse
Strasse ne lan diyen yoktur herhalde. Varsa da sokak diyebiliriz.
Şöyle oluyor ki benim kaldığım yurt işte bu sokakta. Yurdun ismi de oldukça yaratıcı: WH Nollendorfstrasse.
WH Wohnheim demek, yurt yani.
Bu arada kısa bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim çünkü bu isim seçmedeki yaratıcılık olayı çok benzeşiyor.
Dersanedeyken Fırat ile geometri hocası arasında şöyle bir diyalog yaşanmıştı
-Hocam siz kitap yazsanıza
- Yazmayı düşünüyorum evet
- Hadi ya.. İsmi nolcak? Ahu ahu
- Geometri soru bankası
Sonra sınıfça kısa bir kopuş yaşanmıştı.
Neyse yurttan bahsediyordum. Siegmunds Hof erasmus hayatım boyunca kaldığım yurttu ve ben burdan başka yerde asla mutlu olmam şeklinde artistik şovlara girişmemiş olsam da yeniden orda kalmayı oldukça fazla istemiştim.
Sonra tabi orada boş yer bulamadığım için neresi olsa razıyım abi moduna büründüm ve günlerden bir gün Studentenwerk Berlin'deki ablanın da aracılığıyla bu WH Nollendorfstrasse'de kendime bir yer edindim.
Öncelikle yurdun yeri çok güzel. Heryere kolayca ulaşmak mümkün, okula bisikletle gidip geliyorum ve hayvan gibi yorulmuyorum falan.
Köşede iskoç pubı var, çok gitmedim ama bir defa gittiğimde orda oturmanın yürek istediğini anladım çünkü dart oynayan sarhoş kitle o şeyleri nereye fırlattıklarına pek bakmıyorlar anladığım kadarıyla.
Sonracığıma dönercimiz, Lidl, Penny, Aldi vs. gibi marketlerimiz de mevcut. İyi yani..
Odama gelirsek, çift kişilik bir oda. Herşeyden iki tane var. İki pencere, iki dolap, iki dolap (bu ikisi biraz farklı ama yine de dolap), iki yatak, iki masa, iki sandalye.
Bir tane olan şeyler ise, lavabo ve kapı.
Mutfakta da iki tane dolabım var ayrıca, onu da söylemeden edemeyeceğim çünkü gerçekten odanın büyüklüğünü falan bir yana bıraktım, mutfakta tek dolap ile hayatta kalmak benim için çok zor olurdu. Öküzlük yaptım ikea'dan herşeyi 6'lı set olarak aldım çünkü hehe. 6 tane tencerem yok tabi..
Onun dışında odamı nispeten güzelleştirmek için çok alışveriş yapmadım aslında. Lamba aldım, koltuk aldım birşeyler okurken oturmak için, buzdolabı aldım ki çok mühim bir detay..
15€'ya aldım bu arada dolabı, komşularıma sevgilerimi sunuyorum buradan tekrar.. Siegmunds Hof'ta piyasası 30-35'in altına inmiyordu.
Neyse işte özetle böyle bir ev ortamım var. Ek olarak buradaki insanlarla daha çok muhatap oluyorum, daha arkadaşça insanlar var diyebilirim. Veya ben öküzlüğü bıraktım, bilemeyeceğim şimdi.
Hadi bakalım..
Posted by
Atakan
at
12:16 PM
1 comments
Labels: Kişisel
Kar
Öncelikle blogu kimler okuyor, kimler okumuyor bilmediğim için kısa bir intırodakşın yapmak istiyorum efendim.
Yaşamımın yeni fazı Almanya'nın Berlin eyaletinin Berlin şehrinde devam ediyor.
Bu eyalet olayına da farklı uyuz oluyorum. Şöyle ki, ne zaman bir form doldurmak durumunda olsam (online yani) önce ülke seçiyorum, sonra eyalet seçiyorum sonra da şehir seçiyorum. İşte bu aşamada iki kere Berlin seçmek beni üzüyor. Fareciğime anlamsız bir tık darbesi vuruyor olmak gerçekten zor.
Sonraki mesajım ise Doğa'ya.. Burda kar yağıyo, Kanada'da kar falan yok, ne biçim Kanada orası? Meteorumuz var diyerek kendini avutursun anca, meteortopu yapıp sokaktaki yabancılara fırlatamadığın sürece ne anladım ben bu işten diyorum.
Her zaman olduğu gibi (höh) yine eğitici ve öğretici yazılar yazacağım. Şimdilik özlem gidermek adına biraz geyik yapayım diyorum.
Hayatımdan yine kısa kısa haberler geçeyim
- ipod aldım kendime geldim
- aralık ayında 3 günlük stockholm gezisi yapmaktayım
- 25-30 aralık arasında istanbuldayım
- fotoğraf makinesine ihtiyacım yok ayağı yaptım ama bazı şeylerin resmini çekip şuraya koysam çok güzel olurdu demeye başladım. sanırım mübarek kıristmıs bayramında indirimlerden yararlanıp bir adet fotoğraf makinesi alabilirim.
- wacken festivaline bilet aldım, 3 kişiyiz şimdilik. gelmek isteyen varsa koptursun.
Uzun zaman sonra yeniden yazdım ya böyle ferahladım yemin çekerim.
Hadi bakalım...
Ha bu arada, başlıkta Kar yazmışım azcık bahsetsem fena olmaz.
Burda kar yağıyor efendim, hem de çok güzel yağıyor periyodik olarak. Sokakta da tanımadığın insanlara kartopu fırlatınca kızmıyorlar, aksine direk oynamaya başlıyorlar.
Biraz daha yağsın da yurt kapsamında hoyrat savaşlar başlatmayı planlıyorum.
Posted by
Atakan
at
11:54 AM
2
comments
Labels: Kişisel
